|
SABİT DİSKLER (HDD) 1. GİRİŞ
Pek az kullanıcı
bir sabit diski yakından görme imkanı bulmuştur. Disketlerden farklı olarak,
sabit diskler, havayla temas etmeyecek şekilde, dış etkenlere karşı metal bir kutunun
içinde korunurlar. Dışardan görülebilen: sürücü, metal kutu ve birkaç
elektronik devredir. Metal kutuyu açıp içindeki diski görmenin de kolay bir
yolu yoktur. Çünkü kasanın açılması, sabit diskin harap edilmesi anlamına
gelir. Bu kutuların sadece, “temiz oda” denilen, havaları filtrelenmiş
odalarda, özel kıyafetler giymiş görevli kişilerce açılmaları gerekir. Bazı
sabit diskler, taşınabilir kutular içinde sunulsa da, büyük bir çoğunluğu
sabittir. Bunlara ‘Winchester” adı verilir. Sabit
diskin kod numarasının tanınmış Winchester
tüfeklerinin model numarasıyla aynı olması yüzünden bu ismin verildiği
söylenir.
1.1. Sektörler ve Manyetik Kafalar
Disketler ve sabit
diskler arasında çok büyük farklılıklar olsa da, temelde eşittirler. Veriler;
manyetik desenler şeklinde ve dairesel olarak diskler üzerine yazılırlar. Bu
dairelerden her biri iz adını alır ve eşit büyüklükte olan sektörlere ayrılır.
Manyetik kafa; diskin dış kenarından merkezine doğru hareket eder, istenilen
bilgilerin bulunduğu izde durur ve aradığı sektörün diskin dönmesi esnasında
altından geçmesini bekler (Şekil 1.1).
Aşağıdaki şekilde
de sektörlere bölünmüş izler görülmektedir.
Şekil 1.1:
Veri Erişimi
1.2. Disket ve Sabit Diskler Arasındaki Farklar Sabit disklerin disketlerden temel ve en önemli farkları çok daha hızlı çalışmaları ve verileri daha yoğun bir şekildesaklamalarıdır. 5.25’lik bir disket 40 iz içerirken, yine 5.25’lik olan bir sabit disk 1000 tane iz içerebildiği gibi. bir iz üzerinde de 4 kat daha fazla veri saklayabilir. Bu kadar yüksek bir veri yoğunluğu, disk yüzeyine çok yakın hareket edebilen; çok küçük bir manyetik kafa gerektirir. Her dikey hareket, manyetik kafanın zıplamasına sebep olabileceği için, diskler; manyetik bir alaşımla kaplı, ve çarpmalara karşı dayanıklı bir alüminyum plakayla sabitleştirilir. Daha önce de belirtildiği gibi, sabit diskler kendilerine has süratleriyle de tanınmışlardır. Normal bir disket, dakikada 300 İle 360 dönüş yapmasına karşın, sabit diskler dakikada 3600 dönüş yapar. Bu sürat, manyetik kafa için de geçerlidir. Sabit disklerin manyetik kafaları, izlerin üzerinde çok yüksek bir süratle hareket ederler. Bütün bunlar, montajda çok dikkatli ve hassas bir çalışma gerektirir.
Şekil 1.2: Sektörler ve İzler
1.3. Diskler
Şekil 1.3: Manyetik Kafalar ve Diskler
Sabit disklerde, veri okuyabilme kabiliyetinin geliştirilmesi amacıyla ortak bir eksen üzerine bir çok disk yerleştirilmiştir. Bu diskler, eksenin içinde veya altında bulunan bir motorun çalışmasıyla harekete geçerler. Aşağıdaki şekilde gerçek bir sabit diskin büyütülmüş hali görülmektedir.
Şekil 1.4:
Okuma-Yazma Kafaları ve Diskler
Diskin iki yüzü de veri saklamak amacıyla kullanılır. Farklı disk yüzleri
için tek bir manyetik kafa kullanmak verimsiz olacağından, her disk yüzü için
bir manyetik kafa kullanılır. Alt alta duran ve tek bir diske ait olan kafalar,
hep aynı anda hareket ederler. manyetik
kafaların çalışma tarzı aşağıdaki şekilde daha iyi gösterilmiştir.
Manyetik kafanın, disk yüzeyinin üzerinde bir inch’in sadece 100,000’de 1’i kadar bir yükseklikte gidip gelmesi sırasında, izlerin de manyetik kafalarla tam olarak çakışmaları gerekir.
Şekil 1.5: Okuma-Yazma Kafalarının Çalışma Şekli
Manyetik kafanın bu
kadar az bir yükseklikte gidip gelebilmesi, diskin dönmesi esnasında oluşan bir
hava yastığı sayesinde olur. Manyetik kafa, diskin dönmesiyle hafifçe kalkar ve
durduğu an yine hafifçe iner. Disk durduğunda kafa yüzeye temas eder. Şekil 1.4’ te
manyetik kafanın çalışma prensibi görülebilir.
1.4. Kontrol Ünitesi
Çoğu sabit
disk, bilgisayarın içindeki bir yuvaya (slota)
yerleştirilen kontrol kartı tarafından desteklenir. Diskten okunan veriler,
manyetik kafa aracılığıyla bu kontrol ünitesine aktarır. Her sabit disk,
bilgisayar ile iletişim sağlayabilmek için bir kontrol ünitesine sahip olmak
zorunda değildir. Kontrol ünitesi, ancak IBM PC, AT ve bazı PS/2 sınıflarında
bulunmaktadır. Veriler, kontrol ünitesine ulaştıktan sonra, bir tampona
aktarılır. Daha sonra kontrol ünitesi, her bilgisayarın kalbi sayılan
mikroçiplere, yani CPU’ya bir sinyal gönderir ki, bu işlem verilerin tampondan
alınıp bilgisayarın RAM’ına (sistem hafızası) aktarılması için gereklidir.
1.5. DMA Hafızaya Doğrudan Erişim
Bu işlem iki şekilde
yapılır: IBM AT ve PS/2 sınıflarında CPU bu işi kendisi yapar: IBM PC ve
XT’lerde ise, DMA (Direct
Memory Access) diye adlandırılan bir teknik kullanılır. Bu
teknik, özel bir çipte gerçekleşir. Çip; kontrol ünitesinden gelen verileri CPU’ya göndermeden,
doğrudan hafızaya gönderir. Bunun sebebi, PC ve XT’lerde
mikroçipler ile sabit disklerin veri aktarım oranlarının uyuşmamasıdır.
1.6. DOS Tamponları
Veriler, RAM’daki
rezerve alanlara, yani DOS tamponlarına aktarılır. Her DOS tamponlarının
içerebileceği veri miktarı, bir disk sektörü (DOS için 5l2 bayt) kadardır.
Genelde, sabit diskle donatılmış makinalar 20 tane
tampon kullanır. Bir dosya okunduğunda, bu tamponlar peş peşe doldurulur. Eğer
tüm tamponlar dolmuşsa, yeni veriler, tampon’lara tekrar ilkinden başlanarak
aktarılır. Son olarak, DOS gerçekten gerekli olan verileri bunların içinden
seçer ve kullanılan program tarafından belirlenen hafıza adresine gönderir
Bilgisayar diske veri yazdığında, bu işlem tersine işler. Õnce, kullanım programı verileri hafızanın hangi adresinde bulabileceğini DOS’a bildirir. Veriler, bu hafıza adresinden DOS tamponuna ve buradan da kontrol ünitesindeki tampon’a ulaşır. Bundan sonra kontrol ünitesi; disk sürücüsüne verilerin diskin hangi yüzündeki, hangi izin, hangi sektörüne ulaşacağını bildirir ve manyetik kafa bu konuma yerleştiği an verilerin diske yazılmasına başlanır. Diskin gerekli kısmı manyetik kafanın altına geldiği an, kafa, disk yüzeyine manyetik bir akım uygular ve asıl veri bu şekilde, uzun bir zincir halinde kodlanmış olur. Şekil 1.6’da bu olay blok diyagramla gösterilmiştir.
Şekil 1.6: Verilerin Akışı
2. DİSK YÜZEYİ
Her disk veya
disketin yüzeyi verileri saklayabilecek bir maddeyle kaplıdır. DOS, sektörlere 5l2
baytlık veri aktarır. Bu miktar, başka işletim sistemlerinde değişse de, biz bu
bölümde sadece DOS işletim sistemini dikkate alacağız. Ancak, daha sonra
anlatılacak olan konular, mikro bilgisayarlardaki başka işletim sistemleri için
de geçerli olacaktır.
2. 1. Yük Değişmesi - Manyetik Akımın Değişmesi
Disk yüzeyinde,
manyetik yük taşıyabilen ve her biri büyük bir mıknatıs gibi, bir kuzey ve bir
de güney kutbuna sahip olan, zerrecikler bulunur. Manyetik kafa, bu
zerreciklerden oluşan çok küçük bir grubun yükünü, yani kuzey ve güney
kutuplarının yerlerini değiştirebilecek yetenektedir. Manyetik olarak
etkilenebilecek en küçük alana, yani gruba, manyetik yük alanı (domain) denir.
Bu manyetik yük alanlarından binlercesi bir araya gelip bir izi oluşturur. Disk
yüzeyi, manyetik kafanın altından geçerken kafa kendi yükünü değiştirir ve bunu
yük alanına iletir. Böylece veri, kodlanmış halde diske aktarılır.
2.1.1. Veri Kodlaması Bilgisayardaki her türlü bilgi “l” veya “0”; “evet” veya “hayır”; “açık” veya “kapalı” şeklinde kodlanır. Örneğin “A” harfini kodlarsak, kodumuz (açık - kapalı - kapalı - kapalı - kapalı - kapalı - açık - kapalı) şeklinde olur. Bu sekiz bit bir arada, veriyi (yani A’yı) içerebilen bir baytı oluşturur. Bu harfi oluşturan kod zinciri keyfi verilmiştir ve ASCII standardının (American Standard Code for Inforınation Interchange) bir parçasıdır. ASCII karakterler, bilgisayarlarda bir standart oluşturmak için belirlenmiştir. Harfin sabit diske yazılışı esnasında, manyetik kafa ritmik olarak yükünü değiştirir ve böylece harfle ilgili kodlar peş peşe gelen sekiz adet yük alanına aktarılır. Değiştirilen yük “açık” (binary 1), değiştirilmemiş yük “kapalı” (binary 0) olur.
Şekil 2.1: A Harfinin Kodlanışı
Veriler diskten okunduğunda, bu işlem tersine işler.
Manyetik kafa, altında dönen diskin yüzeyi üzerinde, yükü değişmeden durur ve
istenilen yük alanları (bir bakıma küçük mıknatıslar) altından geçerken onların
yükünden etkilenir. Manyetik kafada manyetik etkileşimler sonucu elektriksel
dalgalanmalar olur. Bu dalgalanmalar, sürücünün elektronik aksamı sayesinde
güçlendirilir ve “açık” ve “kapalı” şeklîndeki elektronik kodlara dönüştürülür.
Sonunda bu kodlar da bilgisayarın hafızasına gönderilir. Aşağıdaki şekil bütün
bu olayın anlaşılabilmesi için bir fikir verebilir.
2.1.2. Veri Yoğunluğu
Disketlerde, iz
başına yaklaşık olarak 30,000 yük alanı düşer. Bu miktar, iki ekran (25 satıra
80 sütun) dolusu metni kapsar. Buna karşın sabit disklerde, izin bir
inch’lik bir bölümünde en az 10,000 yük alanının
bulunduğunu ve disklerin dakikada 3,600 dönüş yaptığını düşünürsek, manyetik
kafanın ne kadar hızlı çalışması gerektiğini daha iyi anlarız. Manyetik kafanın
altından saniyede en az 5 milyon yük alanı geçip
gider.
2.2. Manyetik Alaşımlar
Sabit diskini bir
tornavida ile açacak olan bir kişi; ya disketler gibi
koyu gri, veya otomobil tamponları gibi parlak renkte olan diskler görür.
Birinci tip diskler kaplanmış (coated), ikinci tip
diskler ise parlatılmış (plated) alaşımlar diye
adlandırılır. Her iki durumda da, yüzeyin biraz altında çok hassas olarak
işlenmiş ve üzeri asıl veri saklayıcı alaşım ile kaplanmış alüminyum bir plaka
(blank) bulunur.
IBM kısa bir süre
öncesine kadar, kaplanmış alaşımlı diskler kullanmaktaydı. Burada kullanılan
alaşım, aslında metal plakaya yapıştırıcı bir maddeyle yerleştirilen pas
zerreciklerinden başka bir şey değildi. Kaplamanın, diskin her tarafında aynı
kalınlıkta olması çok önemli, fakat aynı zamanda da oldukça zor sağlanabilen
bir husustu. Parlatılmış alaşımlar ise, plakaya saf metal yerleştirilmesiyle
üretilir. Bu yerleştirme işlemi ya buharlı teknik
ile, veya yeni geliştirilen bir püskürtme (sputtering)
tekniği ile gerçekleştirilir. Buharlı teknik çok zor olduğundan, bu tip
diskleri ucuza üretmek uzun yıllar almıştır. Bugün bu yöntemlerle üretilen
diskler; yüksek kapasiteli, yüksek verimli ve yüksek fiyatlı sürücülerde
kullanılır.
2.2.1. Kaplanmış - Parlatılmış Disklerin
Karşılaştırılması
Demirden oluşan
kaplamalar, kaba bir tahminle, parlatılmış alaşımlardan on kat daha kalındır
(bir inch’in sadece milyonda birkaçı kadar). Buna
ilaveten, bu kaplamalar yapıştırıcı bir maddeyle metal plakanın üzerine
yapıştırılır. Bu da, zerrecikler arasındaki mesafelerin artmasına yol açar.
Parlatılmış alaşımlı disklerde ise, zerrecikler sık bir şekilde yerleştirilir.
Yapıştırıcı maddenin yokluğu da bunlarda çok daha ince bir kaplamaya izin
verir. Bu sebepten dolayı, parlatılmış alaşımlı disklere inceteyp diskleri (thinfilm media) de denir.
Kaplanmış alaşımlı disklerde, manyetik yük alanı sayısı disketlerdekinin çok
üstünde olsa da, parlatılmış alaşımlı disklerdeki alan sayısının yanına dahi
yaklaşamaz.
Kaplanmış alaşımlı
diskler, inch başına 20,000 yük alanı alabilirlerken,
laboratuarlarda prototip olarak bulunan parlatılmış alaşımlı disklerde bu sayı
50,000’i aşar. Bu miktar, manyetik yük alanlarını diskin içine dikey olarak
yaymakla (perpendicular recording)
daha da artırılabilir. Yüksek kapasiteli disklere olan talebin günden güne
artması, parlatılmış alaşımlı disklere olan eğilimi de artırmaktadır.
2.3. Manyetik Kafanın Düşmesi
Parlatılmış
alaşımlı disklerin bir avantajı da çok sert olmaları ve dolayısıyla manyetik
kafanın disk yüzeyi üzerine düşmesine karşı çok dayanıklı olmalarıdır. Çoğu
kullanıcı bir manyetik kafanın düşebileceğini bilir, ancak bunun sebebini pek
azı açıklayabilir. Bilindiği gibi, ilk deneysel sürücüler çok büyük disklerden
ve motorlardan oluşan dev aletlerdi. O zamanlar, laboratuardaki ufak bir kaza
sürücüde büyük hasarlara yol açardı. Bu hasarlar, manyetik kafanın
disk yüzeyine “Düşme”sinden kaynaklanırdı.
Günümüzde bu tür
düşmeler çok daha hafif dozda olur. Hafif sarsıntılar veya mekanizmadaki ufak
bir hata, manyetik kafanın düşmesine ve disk yüzeyine küçük bir yarık açmasına
yol açar. Diskin bu esnada dönüyor olması hasarın derecesini artırır. Yırtığın
meydana geldiği alan artık kullanılmaz hale gelir ve eğer bu alana daha önceden
veri girilmişse, bunlar da kullanılmaz hale gelir. eğer disk yüzeyinden
parçacıklar kopup sürücünün içinde yayılmaya başlamışsa hasar daha da ciddi
boyutlara ulaşır. Bazı durumlarda kopan bu parçacıklar manyetik kafa ile disk
yüzeyi arasındaki boşluktan daha büyük olur. Bu durumlarda, manyetik kafa, bu
parçacığın üzerinden geçerken onu sürükler ve daha başka alanların da hasar
görmesine sebep olur. Duruma göre bu parçacıkların manyetik kafaya yapıştıkları
ve manyetik gücünü etkiledikleri de olur.
2.3.1. Bozuk Sektörler
Ara sıra, DOS’un hafif
hasar görmüş bir alana hiç sorun yaratmadan veri yazdığı görülür. Ancak hasar
ağır ise, yani disk yüzeyinde bir yarık açılmış ise, bu alana veri yazmak
mümkün olmaz. Bu durumlarda disk yüzeyinde bozuk sektörler (bad
sector) meydana gelir. Eğer işletim sistemi böyle bir
alan ile karşı karşıya kalırsa “ X sürücüsünde okuma hatası var” (Error reading drive
X), veya “sektör bulunamadı” (Sector not
found) mesajlarını verir. Hasarın ortadan kaldırılması için
bu sektörlerin DOS tarafından erişilmez hale getirilmeleri gerekir. Başka bir
olasılık ise, sabit diskteki tüm dosyalanın bir backup'ını
(yedeğini) aldıktan sonra sabit diski formatlamak ve ardından yedekleri tekrar
sabit diske kopyalamaktır. Formatlama esnasında DOS bu sektörleri “kullanılmaz”
şeklinde işaretler.
2.3.2. Şiddetli Düşmeler
Düşme en dıştaki
izlerden birinde meydana geldiyse hasar daha şiddetli olabilir. Çünkü bu izler
özel DOS dosyalarını, ana dizini (dizin) ve verilerin diskteki dağılımlarını
içeren bilgileri (FAT) saklar. Dolayısıyla, bu kısımlardaki hasarlar, diskteki
tüm dosyalar sağlam olsa dahi, verileri okunamaz hale getirir. Bu; meydana
gelebilecek en ağır hasardır. Böylece kaybolmuş dosyalan kurtarmak mümkün olsa
dahi, bu çok zor olur Manyetik kafa sık sık bu
izlerin üzerine geldiği için, bu tür hatalar maalesef en sık meydana gelen
hatalardır. Ama genelde her türlü manyetik kafa düşmesi can sıkıcıdır.
2.2.3.3. Düşmelere Karşı Dayanıklı Bir Tasarım
Günümüzde
mühendisler manyetik kafa düşmelerine karşı dayanıklı disk alaşımları geliştirmeye
çalışıyorlar. Özellikle 3-M şirketinin geliştirdiği esnek yüzeyli alaşımlar (stretch surface recording veya SSR) çok umut vericidir. Bunlarda, manyetik
olarak kaplanmış özel bir zar, alüminyum plakanın yüzeyine sarılır. Zar,
plakanın kenarından dışa çok az taşacak şekilde gerilir. Böylece manyetik kafa
disk yüzeyin düştüğü an çarpma gücü emilir ve yüzey korunmuş olur. Bunların
deneysel prototipleri parlatılmış alaşımla kaplı disklerin sağladığı veri
yoğunluğuna yakın bir veri yoğunluğu sağlıyorlar.
2.2.3.4. Düşmelerden Kaynaklanmayan Hatalar
Çoğu kişi, meydana
gelen her türlü hataya kafa düşmesinin sebep olduğunu sanır. Oysa pek azı bu
sebepten kaynaklanır. Hatalara yol açabilecek arızalardan bazıları elektronik
aksamlar: diski döndüren motorun yanması; manyetik kafanın konum ayarının
bozulması veya manyetik kafanın kirlenmesi olabilir. Sabit disklerin
kirlenmesi, genelde demir oksit alaşımıyla kaplı disklerde meydana gelir. Hafif
olan kaplanmış alaşımlar manyetik kafanın manyetik alanına yapışır. Parlatılmış
alaşımlar ise o kadar sert olurlar ki, düşmeler neticesinde kırılmalara yol
açarlar. Her iki durumda da sabit diskin tamire gitmesi gerekir ve bu da
sabit diskteki tüm verilerin kaybı anlamına gelir.
2.3.5. Soft ve Sabit Hatalar
Bazen,
soft hatalar (soft
errors) şeklinde anılan, donanımın kusursuz çalışmasına
rağmen verilerin ne okunup, ne de yazılabildiği hatalar da görülür. Öte yandan
bir de verilerin fiziksel olarak zarar görmelerine sebep olan donanım (hardware) hataları (sabit errors)
vardır. Soft hatalar, zaman zaman
bilgisayardaki elektrik aksamalarından veya disklerin dengelerinin bozulması
sonucu sallanmaya başlamalarından (diskin kafaya bir yaklaşıp bir uzaklaşması)
kaynaklanır. Kontrol ünitesi böyle durumlarda verileri tekrar okumaya veya yazmaya
çalışarak hatayı aşmaya çabalar. IBM bilgisayarlarının kontrol üniteleri, böyle
durumlarda ancak on kez okumaya veya yazmaya çalıştıktan sonra hata verir. DOS
ise, bu hataya karşılık kontrol ünitesine aynı denemeleri gerekirse iki kez
daha yaptırır (yani toplam 30 kez). Tüm bu denemelerin sonucunda hata
aşılamazsa DOS’un hata mesajı gelir.
2.4. Sektörler
Verileri diskteki
bir ize sırayla, tüm disk çevresinde bir tur tamamlayacak şekilde, yazmak
mümkünse de, bu yöntem kullanılmamaktadır. Bunun yerine, bütün disketi veya
sabit diski pasta dilimlerini andıran kısımlardan oluşan izlere
ayırmak tercih edilmiştir. Bu kısımların her birine sektör
denir. Böylece, bozuk bir alandan dolayı tüm izin kullanılmaz hale
gelmesindense, tek bir sektörün kaybı yeğlenmiştir.
2.4.1. Formatlamanın Düzeyi
Sektörler diskin
formatlanması esnasında oluşturulurlar. Formatlama; düşük düzeyde (low-level; mantıksal) ve yüksek
düzeyde (high level;
fiziksel) formatlama olmak üzere iki bölümden oluşur. Sektörlerin oluşturulmasından
sorumlu olan formatlama düzeyi, kontrol ünitesine sektörlerin başlangıç yerini
bildiren özel kodları disk yüzeyine kaydeden düşük düzeyde formatlamadır. Buna
göre, her sektöre kendisine alt bir belirleyici numara verilir (manyetik kafa daha
bir ize gitmeden önce, kontrol ünitesi o izin numarasını elde etmiş olur).
360 KB’lık
disketlerde normalde iz başına 9 sektör düşerken, AT sınıflan için tasarlanmış
olan 1.2 MB’lık yüksek kapasiteli disketlerde iz başına 15 sektör düşer (PS/2
sınıfının 3.5 inch’lik 720 KB ve 1,44 MB
disketlerinde ise bu sayı iz başına sırasıyla 9 ve 18 olur). Çoğu sabit diskte
ise bu oran iz başına 17 sektördür. Sektör sayısı, işletim sistemi tarafından
ihtiyaca göre belirlenir. Fiziksel bakımdan homojen olan bir disk yüzeyi,
manyetik olarak her istenilen desene sokulabilir.
2.4.2. Sektör Büyüklüğü
DOS işletim sistemi
512 baytlık sektör büyüklüğünü, disketlerde olduğu gibi sabit disklerde de
kullanır. Tabii ki, bir diskin dışına daha yakın olan izler daha uzun olurlar
ve fiziksel olarak daha fazla veri içerirler. Ama mantıksal olarak içerdikleri
veriler diğer izlerden daha fazla değildir. İşletim sistemleri çok gelişmiş
yazılımlar olduğundan, izden ize değişen sektör sayısı gibi bir sorunun
üstesinden gelebilirler. Bunun bedeli ise, oldukça büyük bir disk alanından
faydalanamamaktır. Ancak. bu durumun istisnaları da var. Bazı sürücülerde
fiziksel sektör sayısı izden ize farklılıklar gösterir. Meselâ, “Plus Development
Corporation” şirketi 40 MB’lık sabit disklerinde en içteki
izlere 28 sektör sığdırırken, en dıştaki izlere 34 sektör sığdırmaktadır. Bu
durumda, izlerden fiziksel olarak arta kalan sektörler. elektronik olarak bir
sonraki ize aitmişler gibi kodlanır. Böylece DOS her izin eşit sayıda
sektörlerden meydana geldiğini varsayar.
Burada belirtelim
ki; yüksek kapasite, yüksek bir veri yoğunluğu anlamına gelmez. Çünkü bu
durumda iz başına daha az sektör düşer. Yoğunlaştırılabilecek veri miktarı,
manyetik kafanın akım değiştirme hızı ve akım değişikliğinden etkilenebilecek
minimum manyetik zerrecik miktarı ile sınırlıdır.
2.5. Silindir
Kullanılan disk
dolmuşsa, sisteme yeni bir disk ilave etmek gerekir. 10 ile 40 MB arasında
kapasitesi olan disklerde, bu yüzden iki adet disk bulunur. Yüksek kapasiteli sabit
disklerde ise bu sayı 6 veya daha fazla olabilir. Bu durumlarda disk 1, yüz 0
ve yüz 1 ‘den meydana gelirken, disk 2 yüz 3 ve yüz 4’ten, vs. meydana gelir.
Şekil 2.2:
Sektör, İz ve Silindir
Manyetik kafalar
paralel olarak hareket ettikleri için, aynı anda kendi yüzlerinin aynı numaralı
izlerinde bulunurlar. Genelde dosyalar disklerin değişik yerlerine dağılmış
oldukları için, kafaların birbirlerinden bağımsız hareket etmeleri çok
kullanışlı olurdu. Bu durumda, kafalardan biri verilerin başını okurken, diğer
verilerin devam ettiği başka bir alana konumlanabilirdi. Ancak, teknolojide
çoğu zaman olduğu gibi, bu da çok pahalıya mal olurdu.
2.5.1. DOS’un Diskleri Doldurması
DOS, durumu mümkün olduğu
kadar iyi değerlendirebilmek için, aynı konumdaki izlere dosyayla ilgili
bilgilerden mümkün olduğu kadar çok bilgi yazmaya çalışır. Örneğin, DOS bir
dosyanın başını iz 15’e yazacağı zaman öncelikle yüz 0’daki 15’inci izi, daha
sonra peş peşe yüz 1’deki 15’inci izi, yüz 2’deki 15’inci izi, vs. doldurmaya
çalışacaktır. Ancak 15’inci izlerin hepsi dolduktan sonra, manyetik kafayı bir
sonraki ize konumlandıran zaman alıcı işlemi gerçekleştirir. Burada tüm işlem
yüz 0’dan itibaren tekrar başlar.
Eğer tüm yüzlerdeki 15’inci izleri bir bütün olarak ele
alınırsa 15’inci silindir elde edilir. Bazı sabit disklerle ilgili dokümanlarda
iz ve silindir kavramlarının birbirlerinin yerine kullanıldığı görülür. Çünkü
aslında bu iki kavram aynı anlama gelir. IBM XT’lerin
10 MB’lik sabit diskleri 306 silindir içerirken,
AT'lerin 20 MB’lık sabit diskleri 615 silindir içerir. Bu
aslında, XT sabit disklerinin bir yüzünde 306 iz bulunduğunu, AT'lerinkinde ise 615 iz bulunduğunu gösterir.
2.5.2. Silindir Yoğunluğu
Diğer önemli bir kavram, silindir yoğunluğu kavramıdır.
Bir inch’lik disk yüzeyinde kaç izin bulunduğunu
belirten iz yoğunluğu kavramından farklı olarak, silindir yoğunluğu kavramı bir
silindirde bulunan sektör sayısını belirtir. Bu da, iz başına düşen sektör
sayısı ile disk yüzleri sayısının çarpımına eşittir. Tabi ki silindir yoğunluğu
yüksek olan sabit diskler tercih edilmelidir, çünkü bu durumda büyük bir dosya
daha az sayıda silindire sığacaktır. Bu da, manyetik kafanın dosyanın okunması
esnasında daha az hareket etmesi ve sabit diskin daha verimli çalışması
sonucunu doğurur. Üreticiler, silindir yoğunluğunu ya
daha fazla disk kullanarak, veya iz başına düşen sektör sayısını artıran alaşımlar
kullanarak artırıyorlar.
2.6. Taşma
Manyetik kafanın
altından geçen veri oranı ile bilgisayarın veri okuma ve yazma oranlan
birbirlerine eşit olmak zorunda değildir. Kontrol ünletesi verileri disk
yüzeyinden dahili bir tampona (internal holding
tampon) taşır. Daha sonra bu veriler ya CPU
üzerinden, ya da DMA yöntemiyle RAM’a gönderilir.
Diskler saniyede 60 dönüş yapar ve her turda 17 sektörün her biri manyetik
kafanın altından bir defa geçer. 512 baytlık sektörlerde bu; saniyede 522,240
bayt anlamına gelir. Sektör sınırları olmasaydı, bir ize aslında yaklaşık
olarak 625,000 bayt sığdırmak mümkün olurdu. Her bayt 8 bitten meydana
geldiğine göre, bir saniyede kafanın altından kaba bir hesapla yaklaşık 5
milyon bit geçer.
2.6.1. Veri Aktarım Oranı
Bu miktar, sabit
disklerin 5 Mbit’lik veri aktarım oranlarının
esasıdır. Çoğu kişi, yanlış olarak bu oranın bilgisayarın elektronik aksamının
özelliğinden kaynaklandığını zanneder. Aslında, elektronik aksamların, manyetik
kafa tarafından okunan veya yazılan verilerin işlenmesi için yeterli hızda
olmaları kafidir. Daha hızlı olmaları hiçbir şey ifade etmeyecektir, çünkü asıl
olan, sabit disk eksenine bağlı olan motorun hızıdır. Bu hız artmadıkça,
verilerin okunması veya yazılması hızlanmayacaktır
Veri aktarım oranı
hafızaya aktarılan verilerin asıl oranını vermez. Okuma esnasında kontrol ünitesinin
tamponu bu orana eşit miktarda veri alır. Ancak, DOS tamponuna doğru devam eden
veri aktarım işlemi ya DMA, veya CPU
çipi tarafından yarıda kesilir. Buradan kaynaklanan
gecikme, eğer bu verileri hafızanın başka yerlerine de aktarır ve onları daha geri
kalan veriler yoldayken işlemeye başlarsa daha da büyür.
Bu gecikmelerin,
dönmeye devam eden diskler için ne anlama geldiği açıkça ortadadır. Sektör
manyetik kafanın altından geçer ve içerdiği veriler kontrol ünitesinin
tamponuna gider. Saniyenin milyonda birkaçı bir zamanda diğer sektör manyetik
kafanın altına gelir. Manyetik kafanın bunları okuyabilmesi için, kontrol
ünitesinin tamponunda bulunan verilerin korkunç bir süratle hafızaya
gönderilmesi gerekir. Ancak, çok az sayıda 8088 ve 80286 bilgisayarı bu
aktarımı yeterince hızlı gerçekleştirebilir. Bu yüzden bir sonraki sektörün
verileri, okunamadan manyetik kafanın altından geçer. IBM XT'lerde
okunamadan geçen sektör sayısı 5 iken, AT’lerde bu
sayı 2’dlr. Ancak bu sektörler geçtikten sonra
manyetik kafa tekrar veri okumaya hazır hale gelir.
2.6.2. Sektörlerin Kesintisiz Olarak Sıralanması
Bir dosyanın
verilerini içeren ikinci sektör, hemen ilk sektörün arkasından geliyorsa,
fiziksel olarak birbirine bağlı sektörlerden söz edilir. Ancak, bu ideal durum değildir.
Eğer manyetik kafa birinci sektörden hemen sonra okumaya hazır olamazsa,
gerekli verinin okunabilmesi için diskin bir tur daha dönmesi gerekir. Bir XT
bilgisayarda kontrol ünitesi bu dönüş süresinin üçte biri kadar bir zamanda
hazır olur ve böylece çok değerli olan milisaniyeler harcar. Saniyede 60 defa
dönebilen bir diskette ise, bir turun üçte ikisi kadar bir zaman. yani 11
milisaniye harcanır. Peş peşe gelen 17 sektörde, bu 187 milisaniyelik
(saniyenin yaklaşık beşte biri) bir zamana karşılık gelir. Silindir başına dört
iz düşen (ki bu en sık rastlanan durumdur) sabit disklerde, harcanan bu süre,
silindir başına bir saniyenin dörtte üçüne çıkar. Bir de dosya birden fazla
silindire dağılmışsa, okuma işleminin sonunu beklemek çok sıkıcı olabilir.
Diskleri böyle
verimsiz çalışmak zorunda bırakan bir neden yoktur. Örneğin, AT sınıfı
bilgisayarlarda bir dosyaya ait sektörler 6 sektór
aralıkla yazılır. Manyetik kafa bu 6 sektörlük mesafeye, tam, kontrol biriminin
yeni veriler almaya hazır olduğu anda ulaşır. Şekl
2.2 bu sektör düzenini 3: 1
taşmasına göre veriyor. Bundan sonra, sektörlerin fiziksel olarak değil,
mantıksal olarak bağlılıklarından söz edilir.
Şekil 2.3: Taşma Olayı
2.6.3. Taşma Faktörü
Sektörlerin disk üzerine
mantıksal olarak yerleştirilmelerine taşma denir. Her diskin belli bir taşma
faktörü vardır. IBM XT bilgisayarlarda bu faktör 6:1 veya başka bir deyiş ile
“6” dır. Bunun anlamı, bir dosyanın iz üzerinde hep 6 sektörlük aralıklarla
yerleştirildiğidir. Başka bir ifadeyle, bir izdeki tüm verilerin okunabilmesi
için diskin tam 6 tur dönmesi gerekir. En hızlı AT bilgisayarlarda bu faktör
3:1 l’dir. Sektörleri fiziksel olarak birbirine bağlı
olan sabit disklerde ise, taşma faktörü 1:1 ‘dir.
Bunlarda, bir izdeki tüm veriler bir tam turda sırayla okunabilir. Bu taşma
faktörü idealdir. Ona ulaşabilmek ancak AT teknolojisiyle mümkündür. Bir diskin taşma faktörü düşük düzeyde formatlama işlemi esnasında belirlenir şu anda bu işlemin izleri sektörlere böldüğünü bilmek yeterlidir. Bu düşük düzeyde format işlemi esnasında her sektöre bir belirleyici numara verilir. Taşma faktörünü belirleyen bu numaralandırma, istenilen sıralamada olabilir. Bu taşma, her zaman için diskin yeniden formatlanması ve sektörlerin yeniden numaralandırılmasıyla değiştirilebilir. 3. MANYETİK KAFALAR
Şekil 3.1: Manyetik Kafa
Bir manyetik kafa ne kadar küçük ve disk yüzeyine olan
mesafesi ne kadar az olursa, etkileyebileceği manyetik yük alanı da o kadar küçük
olur. Buna bağlı olarak, disk yüzeyine yazabileceği veri miktarı da o kadar çok
olur. Manyetik kafa, kutuplan arasında ufak bir mesafe olan “U” şeklindeki
mıknatıslara benzetilebilir. Bu olay şekil 2.3’te daha iyi görülebilir. İki zıt
kutup arasındaki mesafe, daha yüksek bir veri yoğunluğu elde etmek için çok
küçük tutulmuştur. Mesafenin küçük tutulması, disk yüzeyinde çok küçük bir
alanın akım tarafından etkilenmesini sağlar. Bu da, veri yoğunluğunu artırır.
Manyetik kafanın elle monte edilebilecek büyüklükte olması için iki zıt kutup
arasındaki boşluk enlemesine değil uzunlamasına tasarlanmıştır. Bunun
neticesinde manyetik yük alanları nokta şeklinde değil çubuk şeklinde olur ve
ize paralel olarak dizilir.
Sürücülerde birden
fazla manyetik kafa bulunmasına rağmen, aynı anda sadece bir tanesi aktif
olabilir. Kontrol ünletesi sadece tek bir okuma işleminin verilerini
değerlendirebilir. Eğer aynı anda birden fazla okuma işleminin verilerini
değerlendirebilen bir kontrol ünitesi kullanılsaydı, yine de verimde bir artış
sağlanamazdı. Çünkü, asıl yığılma verilerin kontrol ünitesinden hafızaya
gönderilmesi esnasında olmaktadır.
3.1. Manyetik Kafa Tasarımı Mühendisler veri yoğunluğunu artırmak ve manyetik kafanın düşmesi durumunda disk yüzeyine daha az zarar verilmesi için daha küçük ve daha hafif manyetik kafalar tasarlamışlardır. Sonuçta üreticiler gittikçe artan bir oranda Whitney-teknolojisini kullanmaya başladılar. Bu teknoloji, çok hafif manyetik kafalar için düşünülmüş olan bir askı sistemidir. Bu sayede sürücüler, çok küçük sütunları andıran manyetik kafalar kullanarak, inch başına 1,000 izlik bir veri yoğunluğuna ulaşırlar. Manyetik kafaların yaptığı mikro düzeyde okuma-yazma işlemi aşağıdaki şekilde karşılaştırmalarda daha iyi anlaşılmaktadır.
Şekil 3.2: Mikro Düzeyde Okuma
3.2. Manyetik Kafa Rayları
Bir manyetik kafa
rayı, manyetik kafanın disk yüzeyinde hareket etmesini sağlar. Bu konuda en çok
kullanılan iki teknik şunlardır: Rulolu ray tekniği ve adımlama motorlu ray
tekniği. Birinci teknik ikincisinden daha hızlı, sağlam ve sessiz olmakla
birlikte, aynı zamanda daha da pahalıdır. IBM firmasının kullandığı
sürücülerdeki manyetik kafalar, adımlama motorlu manyetik kafa rayları
kullanır. Ancak 80286 veya 80386 gibi daha
bilgisayarlarda eskilerine göre daha hızlı bilgisayarlar için
tasarlanmış rulolu manyetik kafa rayları kullanılır.
3.2.1. Adımlama Motorlu Manyetik Kafa Rayları
Adımlama motorlu
raylar, kademeli olarak her seferinde sadece birkaç derece dönen motorlardır.
İki yöne doğru istenilen mesafe kadar hareket etmeleriyle tanınırlar. Bu
kademeli dönme hareketleri bir kayış sayesinde yatay hareketlere dönüştürülür
ve manyetik kafanın disk üzerinde gidip gelebilmesi sağlanmış olur. Disket
sürücüleri temelde bu tekniği kullanırlar. Mekanizmanın attığı her adım
manyetik kafayı bir iz ileriye atar ve bunu yaparken de çok hafif bir ses
çıkarır. Manyetik kafa birkaç iz birden atlatılırsa, çoğu bilgisayar
kullanıcısının disket sürücülerinden tanıdığı tırmalayıcı bir ses çıkar. Bu
tekniğin kullanıldığı sabit diskler de bu sesi çıkarırlar. Ancak, sabit diskin
içinde bulunduğu metal kutu bu sesi emer.
3.2.2. Rulolu Manyetik Kafa Rayları
Bu raylar farklı bir teknikle çalışır. Bunlar manyetik kafayı diskin merkezine doğru çeken ve ucunda bir mıknatısı bulunan incecik bir metal tel ile çalışırlar. Manyetik kafa, kendisini sürekli disk merkezine doğru çeken askılı bir mekanizmayla donatılmıştır. Metal telin ucundaki mıknatısın manyetik yükü dengelendiğinde. kafa kendi kendini diskin dışına doğru çeker. Mıknatısın manyetik yükünün hassas bir şekilde ayarlanması, manyetik kafanın istenilen ize gitmesini sağlar.
3.2.3. İki Teknik Arasındaki Farklılıklar
Adımlama motorlu
manyetik kafa rayı. kafayı uzaktaki bir ize götürecekse bunu adım
adım yapar. Ancak, rulolu manyetik kafa rayı bu işlemi bir
hamlede yapar. Mıknatısın yükünün birazcık değiştirilmesi, manyetik kafanın
istenilen konuma gitmesini sağlayacaktır. Sonuç olarak, rulolu manyetik kafa
raylarının adımlama motorlu raylardan yaklaşık olarak iki kat daha hızlı
çalıştıkları söylenebilir.
Ancak rulolu raylar
daha komplike oldukları için, daha pahalıdır. Adımlama motorlu raylar, istedikleri
ize, metal bantlar yardımıyla adımlarını sayarak ulaşırlar. Rulolu raylar
ise, bir süre sonra hedeflerini şaşmaya başlar ve bu yüzden ayar gerektirirler.
Adımlama motorlu ray sistemi, bir anlamda açık bir döngü (open
loop) teşkil eder. Çünkü kontrol ünitesi, motora
hangi konuma gideceğini bildirdikten sonra kafanın doğru konumlandığım varsayar.
Buna karşın rulolu ray sistemi ise kapalı bir döngü (closed
loop) teşkil eder. Yani kontrol ünitesi sürekli,
kafanın doğru konumlanıp konumlanmadığını kontrol eder ve şüpheli konumlarda
hemen hatayı düzeltmeye çalışır.
3.3. Düşmelerin Teşhisi
Düşmelerin teşhisi
kavramı ilk olarak “Plus Development
Corporation’ şirketinin sabit kart sürücülerinde
sunulan ve kısa bir süre sonra diğer üreticiler tarafından da benimsenen bir
özelliktir. Sabit diskli makinalar bir çarpmaya
maruz kalırlarsa, manyetik kafa büyük bir olasılıkla başka bir ize zıplar. Bu,
veri okunması esnasında olursa, kontrol ünitesi işletim sistemine bir hata
mesajı iletir. İşletim sistemi ise, okuma işlemini tekrarlamaya çalışır.
Manyetik kafa, disk yüzeyine değmediği sürece veri kaybolması da görülmez.
Ancak, çarpma veri yazılırken olursa ve kafa başka bir ize zıplarsa gittiği
izde yazma işlemine devam eder ve orada bulunan verileri bozar. Bozulan veriler
genelde başka bir dosyaya ait oldukları için, bu verileri kurtarmak maksadıyla
yapılan ikinci bir denemenin de faydası olmaz.
Rulolu raylar
sürekli olarak manyetik kafanın konumu hakkında bilgi edinirler.
Plus Development
Corporation şirketi, bu tekniği, manyetik kafanın izden en
ufak bir sapması karşısında hemen durumu algılayan süper hızlı optik
algılayıcılarla uygulamıştır. Bu sayede, manyetik kafa daha komşu bir ize
ulaşmadan, bu optik alıcılar, elektronik bir sinyal ile, yazma işleminin kesilmesini
sağlarlar. Veriler yazma işlemi boyunca kontrol ünitesinin tamponunda mevcut
oldukları için, yazma işlemi. manyetik kafa kontrol ünitesi tarafından tekrar
konumlandıktan sonra tekrarlanır. Ancak, bu emniyet sistemi sadece rulolu
raylarda bulunur. Adımlama motorlu raylarda böyle bir imkan yoktur.
3.4. Manyetik Kafanın Park Edilmesi
Anlaşıldığı gibi,
düşmelerin asıl sebebi, kontrolden çıkmış manyetik kafalardır. Doğal, olarak bilgisayar
kapalı iken bu tür düşmeleri engellemek için manyetik kafayı veri saklanan
alanlardan uzak tutmak gerekir. Birçok çeşidi olan bu işleme “park etmek”
denir. Çoğu durumda, manyetik kafa “emniyet pisti” (landing
strip) olarak adlandırılan özel bir silindire
konumlandırılır. Genelde, bu: sürücünün en içte kalan silindiri olur. Bu
silindir, kullanımı boyunca birçok darbeye maruz kalmaktadır. Ancak buna
rağmen, üreticiler buradan kaynaklanabilecek kirlenme gibi sorunları kabul
etmemektedirler. Yine de bazıları manyetik kafayı disk yüzeyinden tamamen
uzaklaştırmak, hatta bir tür kafese kilitlemek ve bu yolla hem kendisine hem de
disk yüzeyine zarar vermesini engellemek gibi bir takım tedbirlere başvurmuşlardır.
3.4.1. Otomatik Park Etme
İstisnasız bütün
sabit diskler manyetik kafanın park edilmesi olanağını sağladıkları halde,
ancak son yıllarda manyetik kafanın otomatik olarak park edilmesi yöntemi
kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemde, bilgisayar kapandıktan sonra sürücü
kafayı park yerine doğru kendiliğinden hareket ettirir. Bu işlem çok da kolay
değildir. Özellikle adımlama motorlu raylarda bu çok zordur, çünkü bilgisayar
kapandıktan sonra bu işlemi tamamlamak için geriye çok az enerji kalır. Etkin
bir yöntem, sürücü motorunu jeneratör olarak kullanmak ve böylece diskin
dönmesi esnasında saklanan enerji ile bu son hareketi yapmaktır. Diğer bir
otomatik park yöntemi ise, manyetik kafayı olduğu yerde kilitler ve böylece
bilgisayarın taşınması esnasında kafanın sarsılıp diske zarar vermesini engeller.
Rulolu ray kullanan
sürücülerde otomatik park işlemi daha kolay gerçekleştirilir. Mıknatısın
manyetik alanı, manyetik kafayı diskin merkezine doğru çekerken, küçücük
yaylar kafayı aksi yöne doğru çekmeye çalışırlar. Bu sürücülerde, manyetik kafa
bilgisayar kapandıktan sonra yaylar yardımıyla diskin dışına doğru çekilir. Ama
yine de manyetik kafayı kilitleyecek son bir işlem daha gerekir.
3.4.2. Manuel Park Etme
Otomatik park etme
olanağına sahip olmayan sabit disk sürücülerinin manuel
olarak park edilebilmeleri gerekir. Bazı sabit disk sürücülerinde, kullanıcı,
bu işlem için bilgisayarın içinde bulunan bir kolu elle çekmek zorundadır. Ama
genelde manuel park etmekten anlaşılması gereken şey,
bu park işlemini gerçekleştiren küçük bir yardımcı programın
çalıştırılmasıdır. Bu tür bir program, ya üretici
firma tarafından sabit disk kullanıcısına verilen bir diskette, veya üretici tarafından
formatlanan sabit diskte hazır olarak bulunabilir.
IBM’ in SHIPDISK
isimli yardımcı programı, işletim sistemi disketiyle birlikte sunulur. Çoğu
üretici, park programlarına aynı ismi vermiştir. Bu program SHIPDISK yazarak
çalıştırılabilir. Park işlemi bittikten sonra program kafaların park edildiğine
dair bir mesaj verir. IBM AT’lerde ise adı SHUTDOWN
olan bir park programı sunulur. İsim farkı olmasına rağmen programlar aynı
işlemleri yaparlar; ancak ikincisi, ekranda işlemi grafiksel olarak da
gösterir.
Park edilen kafanın
bu konumdan kurtarılması gerekmemektedir. Bilgisayar açıldığı an manyetik kafa
kendiliğinden birinci ize doğru hareketlenir. Birinci ize yönelmesinin sebebi,
buralarda makinanın çalışması için gerekli
bilgilerin bulunmasıdır.
3.4.3. Park Etme Zamanı
Sabit diskli
makinanın her an bir çarpmaya maruz kalabileceği düşünülürse,
diskin park etme işlemiyle korunması gerekir. Eğer makina
park işlemini kendi başına gerçekleştirmiyorsa, her seferinde bu işlemi
tekrarlamak gerekmez. SHIPDISK ve benzeri programlar, sabit diskin bir yerden
başka bir yere taşınması esnasında zarar görmemesi için yazılmışlardır. Bu
taşıma işlemi kapsamına, aynı büroda bir masadan diğerine yapılan taşımalar da
dahildir. Portatif bilgisayarlar ve lap top'ların hepsinde sabit diskler
otomatik olarak park edilirler. Ancak işin ilginç yanı, üreticilerin, tam, parlatılmış alaşımlı disklerin çok kullanılmaya başlandığı günlerde, otomatik park etme işlemini standart hale getirmiş olmalarıdır. Bu tür alaşımlı diskler, manyetik kafa düşmelerine karşı çok dayanıklıdırlar. Bu, hafif manyetik kafalar kullanmalarından daha çok, Whitney teknolojisini kullanmalarından kaynaklanır. Buna rağmen üreticiler parlatılmış alaşımlı disklerden meydana gelen sabit disklerde otomatik park etme işlemini kullanmakta ısrar ederler. Bunu yapmalarının sebebi değerli verilerin korunması için tedbirli olmaktır. 3.4.4. Sabit Diskin Çalışması Esnasında Park Etme
Park programları arasında
sunulan en son program, bir Amerikan şirketi olan “Prime Solutions
Inc.” tarafından yazılan Disk Technician
isimli utility paketinin Safepark
programıdır. Bu program, kendisine disk yüzeyinde bir silindir seçer ve kafanın
kullanılmadığı her anı bu silindire geçirir. Program, bu emniyet alanının
oluşturulması için seçilen silindirde veri bulunuyorsa, bunları başka alanlara
taşır. Bilgisayar her açıldığında program bir AUTOEXEC.BAT dosyası yardımıyla
hafızada kalıcı (resident) olarak yüklenir ve DOS’un
sürücüyle ilgili rutinlerine (programcıklarına) dahil olur. Eğer sürücü 7
saniyelik bir süre hareketsiz kalırsa, program devreye girer ve manyetik
kafayı, emniyet alanı olarak seçilen silindirin üzerine
konumlandırır ve böylece olası voltaj artışlarının veya mekanik çarpmaların
yaratabileceği darbeleri bu alana yönlendirmiş olur. Bu basit fakat gerekli önlem,
manyetik kafa düşmeleri neticesinde doğan tehlikeleri büyük ölçüde azaltır.
Böylece, manyetik kafa, çalışma esnasında kısa bir an için diskin veri
kısımları üzerinde durur. Şekil 3.3 park alanlarını göstermektedir.
Şekil
3.3:
Manyetik Kafanın Park Edilmesi
3.5. Sürücü Geometrisi
Sabit disk
sürücüleri; disk sayısı, bir disk yüzündeki iz sayısı ve bir izdeki sektör
sayısı bakımından farklılıklar gösterir. Disklerin her iki yüzü de veri
depolamak maksadıyla kullanıldıkları için, genelde sabit disk hakkında bilgi
verirken disk sayısı değil, yüz sayısı belirtilir. Tüm sabit diskteki belli bir
sektörü tanımlamak için, örneğin ‘yüz 2, iz 19, sektör 8” dememiz yeterli
olacaktır. Disk yüzleri sıfırdan başlayarak numaralandırılır. Örneğin iki
diskli bir sabit diskte yüzler sıfırdan üçe kadar numaralandırılır. En dışta
kalan iz, iz 0 olarak tanımlanır. Ayrıca bu izin tüm yüzlerini kapsayan
silindir de, silindir 0 olarak tanımlanır. Sektörlerde numaralandırma 1’den
başlar. Normal bir sabit diskte bir izde 17 sektör bulunur.
Bu numaralandırma
sisteminin bilinmesi çok önemlidir, çünkü normalde sabit diskler, içerdikleri
bozuk sektörleri gösteren bir etiket (bu etiket metal kutunun dışına
yapıştırılır) ile birlikte satılırlar. Sabit diskin formatlanmasında bazen bu
bozuk sektörlerin konumlarının bilgisayara bildirilmesi zorluğuyla
karşılaşılır.
3.5.1. BIOS Temel Giriş / Çıkış Sistemi
DOS bir işletim
sistemi olmasına rağmen, sabit diskler üzerinde asıl kontrolü BIOS sağlar.
BIOS, işletim sisteminin bir parçası olarak ROM'da (yalnız okunabilir hafıza
çipinde) yer alır. BIOS, dosya okuyacak veya dosyaya
yazacak kadar kabiliyetli olmasa da, sektörlere tek tek
erişim işini üstlenir. Bunun için sürücüden sürücüye değişen yüz, iz ve sektör
sayılarını bilmesi gerekir. Başka bir deyişle, sürücü geometrisini bilmesi
gerekir.
BIOS bilgisayarın
ROM’unda bulunur. BIOS’un bir kısmı “sabit disk
BIOS’u (fixed disk BIOS) olarak
adlandırılır ve kullanılabilecek sabit disk çeşitlerinin geometrik yerlerini
bir liste halinde içerir.
3.5.2. Yeni Sürücü Geometrileri BIOS da gittikçe daha fazla değişikliğe uğradığı için, listesinde başka disk tiplerine ait çok sayıda ilave geometrik veriler içerir. İlk AT sınıfı 14 farklı disk tipi içerirken, bu sayı daha sonra 22ye çıkartılmıştır. Ancak, bu arada IBM-BIOS tarafından desteklenmeyen yığınla farklı sürücü geometrisi türemiştir. Düşük kapasiteli sürücüler sunulan standart geometrilere çoğunlukla uyum sağlarlar. Ancak yüksek kapasiteli olanlar (GB seviyesinde olanlar), genelde BIOS’un elden geçmesini gerektirir.
4. SÜRÜCÜLERİN KONTROL ÜNİTESİ
Sabit disk
sürücüleri, aynı disket sürücüleri gibi, kontrol ünitesi içeren bir karta
gereksinim duyarlar. IBM AT’lerde hem disket, hem de
sabit disk sürücülerinin kontrol üniteleri tek bir slot’a
takılan ortak bir kartı paylaşırlar. IBM PC ve XT’lerde
ise, sabit disk için ilave bir kontrol kartı gerekmektedir. Kontrol ünitesini
içeren kart, verilerin sabit diskten hafızaya gönderilmesi işlemine yardım
eder. Kontrol kavramı; verilerin okunmasına, yazılmasına, manyetik kafanın konumlanmasına
ve birçok başka sürücü işlemine ilişkin emirler yollayan bir kontrol
çipinden gelmektedir.
Kontrol ünitesinin
görevleri ise, elektronik olarak sürücünün hareketlerini koordine etmek,
kodlanmış bit zincirini gerçek verilere dönüştürmek ve hataları ortaya
çıkarmaktır. Tüm bunlar çok hızlı olarak gerçekleşir; hatta bazen bilgisayarın
veri işleme hızından bile daha hızlıdır.
4.1. Verilerin Kodlanması
Kontrol üniteleri,
veri kodlama yöntemlerinde birbirlerinden farklılıklar gösterirler. Verilerin
kodlanması, onların hafızadan alınıp disk yüzeyine bitler halinde yazılması
anlamına gelir. Eğer düşünülecek olunursa kontrol ünitesinin elektronik aksamı
çok karışık bir işin altından kalkmak zorundadır. Manyetik kafanın altından
yaklaşık olarak 60,000 tane yükü değişmiş yük alanı içeren bir iz geçer. İz
sadece birkaç inch uzunluğundadır ve manyetik
kafanın altından sadece 17 milisaniyede bir tam tur yapar. Yani 512 baytlık
(4096 bitlik) bir sektör sadece saniyenin binde birkaçı kadar kısa bir sürede
kafanın altında geçer. Kontrol ünitesinin manyetik kafanın altından hangi yük
alanının geçtiğini nasıl bilebildiği sorusu aka
gelebilir. Fakat eğer sadece bir tek yük alanı kadar bir şaşma olsaydı, tüm
veriler birbirlerine karışırdı. Bu sorunun cevabı “formatlama işlemi esnasında
disk yüzeyine yazılan ve sektörlerin başlangıç yerlerini belirten veriler
sayesinde” dir. Manyetik kafa, bir sektördeki
verilerin üzerinde dolaştığında, kontrol ünitesi formatlamayla girilen
işaretlerden birine rastlamadan önce binlerce manyetik yük alanını takip eder.
4.1.1. FM ve MFM Kodlamalar
Bu kadar çok
sayıdaki yükün takibinde kontrol ünitesinin oryantasyonu
kaybetmemesi için belli kodlama yöntemleri geliştirilmiştir. İlk geliştirilen
FM (frequency modulation)
kodlama yönteminde. ilave bir vuruş ile (clock
pulse) yeni bir yük alanı daha kullanılmıştı. Bu şekilde
disk kapasitesinin yarısı harcanmaktaydı. Daha sonra ileri sürülen bir fikre
göre, bir yük değişiminin ardından gelen değer öncekinin değerine bağımlı
olarak değişmekteydi. Bunun neticesinde bugün çoğu diskte kullanılan MFM (modified frequency
modulation) kodlama düzeni yaratılmış oldu. Bu metot, zaman
aralığı bitini kaldırarak, bir diskin kapasitesini FM kodlama yöntemindekinin
iki katına çıkartmıştır.
4.1.2. RLL Kodlama
Son zamanlarda, RLL
(Run-Length
Limited) kodlama olarak adlandırılan bir metot daha sık
kullanılmaya başlanmıştır. Kullanılan teknoloji aslında yeni olmamakla
birlikte, son zamanlara kadar çok pahalıya mal oluyordu. RLL işleminde,
veriler bir dizi özel kodlara dönüştürülür. Bu kodlar belli sayısal
karakteristiklerden, örneğin ardarda gelen sıfırların
miktarından meydana gelir. Buradaki mantık çok karışık olsa da, neticede veri
yoğunluğu artırılmış olur. RLL 2.7 kodlama yönteminde peş peşe gelen sıfırların
sayısı 2 ile 7 arasında sınırlandırılmıştır. Bu, sıfırların geçme
boyunun (run-length) en çok
7 ile sınırlandırılmış olduğunu gösterir. Sonuç olarak, disk kapasitesi en az
%50 artırılmış olur. RLL 2.7 kodlama metodu, günümüzde mikrobilgisayarlarda en
çok kullanılan metottur. Bazı üreticiler ise, kısa bir süre içinde RLL 3.9
kodlama metodunu piyasaya sürdüler. Bu metot disk kapasitelerini iki katına
çıkartmıştır.
RLL iz başına düşen
sektör sayısını artırırken, belli bir anda manyetik kafanın altından geçen veri
miktarının artmasına da yol açar. Bu da veri aktarım oranının artmasıyla
sonuçlanır. Ayrıca, bir silindirdeki veri miktarını da artırarak, manyetik kafa
hareketlerini azaltır.
4.1.3. Dezavantajlar
RLL kodlama metodunun
bazı sorunları vardır. Öncelikle, RLL’yi kullanan
kontrol üniteleri MFM kullanan kontrol ünitelerinden %50-%100 arası daha
pahalıdırlar. Bundan daha da önemli olan bir sorun ise, sürücünün elektronik
aksamlarının da bu veri aktarım oranına ayak uydurmak zorunda olmasıdır.
Piyasada sunulmakta olan sabit disk sürücüleri, RLL kontrol üniteleriyle
uyumlu oldukları halde, çoğu bunlarla uyum içinde çalışmazlar.
4.2. Hataların Düzeltilmesi
Kontrol ünitesi,
birçok işlevinin yanı sıra, hata düzeltme işleminden de sorumludur. Bunu
yaparken CRC (Cyclic Redundancy
Check) olarak adlandırılan bir yöntem kullanılır. Bu
işlemde, matematiksel bir formül yardımıyla veri blokları kontrol edilir.
İşlemin sonucu ise veri bloğunun, yani sektörün arkasına yazılır. Bundan sonra
bu blok tekrar okunduğunda, kontrol ünitesi bu değeri yeniden hesaplar ve
bloğun sonunda bulunan değer ile karşılaştırır. Değerler farklı çıkarsa kontrol
ünletesi hata verir. Bu teknik, birden çok hatayı da saptayabilecek
kabiliyettedir.
Mevcut hatanın
ciddiliğine bağlı olarak, kontrol ünitesi çoğu hata durumunda verileri yeniden
oluşturabilir. Alışıldık bir sürücüde verilerin yeniden oluşturulabilmesine
imkan sağlayan bir hata (recoverable
read error) 10 trilyon baytta bir
meydana gelirken, verilerin yeniden oluşturulabilmesine imkan sağlamayan bir
hata (nonrecoverable read
error) daha da ender olarak meydana gelir. Arama hataları (seek errors), manyetik kafanın
bir işareti kaçırdığı durumlardır ve 1 milyon denemede bir meydana gelirler.
Bu çok yüksek güvenirlik oranı. aslında çoğu kullanımlar için son derece
yeterlidir. Mekanik ve manuel hatalar bunlardan çok
daha tehlikelidir.
4.3. Ara Birim
Verilerin aktarım
oranı, kullanılan ara birimlere bağlı olarak değişir. Ara birim, bilgisayar
ile sabit disk arasındaki iletişimi sağlayan bir sistemdir. Böyle bir ara birim
ya sürücünün elektronik aksamında, veya kontrol
ünitesinde bulunur. Genelde iki tür ara birimden söz edilir:
Cihaz ara birimleri
(device-level interfaces)
ve sistem ara birimleri (system-level
interfaces). Bunlardan daha basit olanı, cihaz ara
birimi. sürücüye erişim için gerekli olan temel elektronik aksamları içerir.
Sistem ara birimi ise, cihaz ara birimi ile bilgisayar arasındaki iletişimi
sağlar. İki ara birim arasındaki sınırı kesin olarak belirlemek çok zordur.
Ancak, sistem ara biriminin daha kabiliyetli olduğu söylenebilir, çünkü daha
yüksek bir seviyede çalışır.
4.3.1. ST506 Ara Birimi
IBM
bilgisayarlarında iki çeşit ara birim kullanır:Normal ST506/412 standart ara
birimleri ve daha hızlı olan ESDI standart ara birimleri. 506 standart ara
birimi 5 Mbps’lik (saniye başına düşen
megabit) bir oranda veri aktarımı gerçekleştirebilmektedir.
Bu, standart 5 MB’lık bir sabit diskin yüksek kapasiteli olarak görüldüğü
dönemlerde çıkarılmıştır. Bu 5 Mbit’lik oran IBM
XT’ler için yeterli bir orandı, çünkü bilgisayar, sabit
diskin kontrol ünitesi kadar hızlı bir şekilde tampona veya tampondan veri
aktarımı gerçekleştiremiyordu. Sürücüler bilgisayarın kendisinden daha
hızlıydı.
4.3.2. ESDI Ara Birimi
Değişim, daha hızlı
olan 80286 veya 80386 mikroişlemcilerin piyasaya sürülmesiyle gelmiştir. Daha
sonra da Pentium serileri ile devam etmiştir. Artık mikroişlemciler verileri
sürücülerden çok daha hızlı olarak hafızaya aktarabiliyorlar. Bunun neticesinde
ise ST506’lardan daha hızlı olan ESDI ara birimleri üretilmeye başlanmıştır.
ESDI ara birim’lerinin çoğu, saniyede 10 Mbit’lik
veri aktarımı gerçekleştirseler de, bu hızı 20 Mbit’e
çıkaran ESDI’ler de vardır. Bu kadar yüksek bir veri
aktarım oranı, sadece, bir ize sığdırılan 512 baytlık sektörlerin sayısını iki
katına çıkartabilen yüksek kapasiteli sürücülerle mümkündür. ESDI ara birimleri
ST506’lardan sadece daha hızlı değil, aynı zamanda daha da kabiliyetlidirler.
Disket ve sabit disk sürücülerinin haricinde, teyp backup
üniteleri ile de çalıştırılabilirler. Ayrıca, bu aletler arasındaki veri
aktarımını da bunların kullandıkları sektör büyüklükleri birbirlerinden farklı
olsa dahi. gerçekleştirebilirler. Hataların belirlenmesi işleminde de, ESDI
ara birimleri ST506’Iardan daha verimli çalışırlar.
4.3.3. Asıl Veri Aktarım Oranları
Saniyede 625,000
baytlık bir veri aktarım oranına sahip bir sürücünün, 100 KB’lik
bir dosyanın yüklenmesinde neden uzun bir süre gerektirdiği düşünülebilir.
Elektronik aksamlar, bu hızlarını, sadece manyetik kafa istenen konumda
bulunduğu vakit geçekleştirebilirler. 40 milisaniyelik bir erişim hızında
manyetik kafanın her hareketi 25,000 baytlık bir veri aktarımı için gerekli
olan süreyi harcar. Her istenilen anda da istenilen sektörün manyetik kafanın
altında bulunması gerekir. Dakikada 3,600 devirlik bir sürücü, aranan sektör
eğer diskin diğer yüzündeyse, 5,000 baytlık bir veri aktarımı için gerekli olan
süreyi harcar. Başka bir husus da, elektrik aksamın da her zaman hazır
olamayacağıdır. Kontrol ünitesi CPU işlemini bitirene kadar beklemelidir.
Kullanılan programların da bir kısım verileri işledikten sonra diğer verilere
geçtiği unutulmamalıdır. Bu ilave veri işlemi sabit diskin
taşma faktörünün aşılmasına ve diskin normalden fazla dönmesine sebep
olabilir. Bu esnada elektronik aksamlar beklemek zorunda kalırlar.
4.3.4. SCSI Ara Birimi
Yaygınlaşmakta olan
üçüncü bir standart ise, çok kabiliyetli olan SCSI ara birim standardıdır. Bu
ara birimlerde, kontrol ünitesinin tüm fonksiyonları sürücünün kontrol kartı
tarafından gerçekleştirilir. Bunlar SCSI port’u
bulunan bir bilgisayara direk bağlanabilen sistem ara birimleridir. Bu
port, aynen seri ve paralel portlar
gibi, bilgisayarın arkasında bulunur.
IBM, SCSI ara birimlerini
bir SCSI adaptörü yardımıyla kullandırmaktadır. Böylece, tek bir bağlantı
slot’u kullanarak örneğin sabit disk, yüksek kapasiteli
sürücü, optik sürücü, scanner ve yazıcı gibi yedi
tane harici birimin bağlanabilmesine imkan tanır. Bunun sağladığı avantaj
ortadadır. Birçok harici birimin bağlanması için normalde ihtiyaç duyulan ek
slot’lara artık gerek kalmaz. Üreticiler. daha sonraki
modelleri SCSI ara birimi ile donatılmış halde üretmeyi düşünüyorlar, SCSI ara
birimleri bazı yönlerinden dolayı geleceğin ara birimleri olarak görülseler de,
yüksek kapasiteli sürücülerle çalışan ESDI ara birimlerinin yerini almaları
beklenmemelidir.
4.4. Tanı İz Tamponları
Verilere erişimi hızlandırabilmek
için piyasaya sürülen kontrol kartlarına ilave bir özellik kazandırılmıştır.
Bu özellik, kontrol kartlarının, diskin bir izindeki tüm verileri içerebilecek
kadar büyük bir tamponla donatılmış olmalarıdır. Bu tür tampon’lar genelde 9
KB’lık kapasitede olurlar. Eğer belli bir sektördeki verilere erişilmek
istenirse. kontrol ünitesi o anda manyetik kafanın altında bulunan sektörden
başlamak üzere tüm izdeki verileri okur. Bu sayede, aynı izde bulunan başka bir
sektördeki verilere de erişilmek istendiğinde, bu işlem artık elektronik aksamın
imkan tanıdığı hızda (bu hız RAM Diskin hızıyla kıyaslanabilir) gerçekleşir.
Şekil 4.1 bu işlemi göstermektedir.
Normalde sabit
disklerde bu tamponlar 1:1 ‘ilk bir taşma faktörüne göre çalışırlar; çünkü bu şekilde,
veriler mekanik açıdan mümkün olduğu kadar hızlı okunmaktadır. Ancak taşma
faktörünün 1:1’den büyük olduğu durumlar da görülebilir. Bu durumlarda veriler
(sektörler) şekil 4.1’dek sıralamadan farklı bir sıralamada okunurlar. Burada
şu soru akla gelebilir: “Eğer veriler 1:1 ‘ilk taşma faktörüyle aktarılırlarsa,
bu tamponun ne gibi bir yararı olur?”. Uygulamada, programlar sabit diske
yönelik girdi çıktı işlemlerini çok verimsiz olarak gerçekleştirirler. En
optimal taşma faktörü, ancak veriler işlenmeden hafızaya
aktarılırsa sağlanır. Verilerin bu aktarım esnasında işlenmesi, taşmayı keser
ve diskin hariçten dönmesini gerektirir. Diskin bir dönüşü 17 milisaniyelik
bir zamanda olur. Bu da, hızlı bir sabit diskte manyetik kafanın veri araması
için harcanan zamanın iki katıdır. Bu tür gecikmeler çok çabuk birikir ve
toplamda çok zaman kaybına yol açar. Ancak ilk turda tüm veriler okunurlarsa,
artık verilerin programlar tarafından talep edildikleri anda hemen hafızaya
aktarılmaları mümkün olur.
Şekil 4.1: Tam İz Tamponu
4.4.1. Dezavantajlar
Çoğu zaman, izdeki
verilerden sadece bir kısmı gerçekten gereklidir. Bu durumlarda, hariçten
okunan veriler zaman kaybına yol açar. Aslında bu tamponlar diskte parçalanmış
halde bulunan dosyalarda (random access
files) ortalama erişim süresini artırır. Çünkü çoğu
zaman, bu tür dosyalarda art arda gelen veriler çok farklı alanlarda bulunur.
Sonuçta, sadece bir sektörlük veri gerektiği halde, izdeki tüm sektörler
okunur.
4.4.2. Tam İz Tamponları Yardımıyla Diske Veri Yazılması
Okuma işlemi
haricinde izdeki bütün yerleri içeren tamponlar yardımıyla yazma işleminde de
kolaylıklar sağlanabilir. Aslında bu tampon tam olarak dolmadan, diske hiçbir
şey yazılmaması gerekir. Aksi taktirde, bir hamlede diskteki tüm bir izi yazma
fırsatı elden kaçırılmış olacaktır. Ne var ki, tampon tam olarak dolmuş olmasa
dahi, DOS’un manyetik kafayı başka bir ize konumlamaya yönelik her talimatında,
tampondaki veriler diske yazılırlar. Bu, tamponun içerdiği son izi diske hiçbir
zaman yazmaması anlamına gelir. En sonunda makina
kapatılmak zorunda kalınacağı için, bu son iz kaybolur. Bunu engellemek
amacıyla getirilen ek bir önlem, iz tamponlarının sürücünün birkaç saniye
hareketsiz kaldığını fark ettikleri an, içerdikleri verileri diske yazmaları
şeklindedir.
4.4.3. Sektörü Olmayan İzler
Tam iz
tamponlarından sağlanan fayda, sektör kavramının izlerden kaldırılmasıyla üst
düzeye çıkarılabilir. Bunun bir örneği, 20 MB’lik bir
sabit diskte, izlere hiç boşluk vermeden veri yazan ve bu şekilde diskin
kapasitesini 26 MB’a çıkartan Tallgrass TG5525i
kontrol ünitesidir. Bu kontrol ünitesi, okuma işlemi esnasında, izin içerdiği
verilerin hepsini tampona koyar ve ardından verileri 512 baytlık kısımlara
bölerek kullanır. DOS hiçbir zaman bu değişikliğin farkına varmaz.
Tam iz tamponları,
utilityler yardımıyla taklit edilebilirler. Bu programlar,
sık sık kullanılan sektörlerin birer kopyalarını
hafızaya yerleştirir ve bu sektörlere yönelik gerçekleşen mekanik erişim
sayısını en aza indirirler. Hatta bazıları, DOS' u kandırıp bütün bir izi
hafızaya yerleştirebilecek durumdadır. Bunun için, iz üzerinde
tamponlamayı gerektirecek kadar veri bulunup bulunmadığına
bakarlar. Diğer bir özellikleri ise, tampondaki bir izin diske yazılmasında
görülür. Bu aşamada, sadece üzerinde değişiklik yapılmış olan sektörler diske
yazılır. Oysa DOS’a kalsa izdeki tüm sektörleri diske yazardı. Ancak, bu tür
metotlar yine de verimsiz sayılır. Çünkü gereksiz yere okunmuş olan veriler, bu
sefer sadece kontrol ünitesine kadar değil, sistem hafızasına (RAM) kadar
ulaşır. Tamponlama işlemi biraz daha kabiliyetli bir
şekilde gerçekleştirilebilseydi, daha yüksek bir verimlilik elde etmek mümkün
olurdu. Yazılımların yardımıyla kontrol ünitesinin veri tamponlama
sistemini iyileştirmek ve böylece gereksiz okuma yazma işlemlerinden kurtulmak
mümkündür.
4.5. Disk Formatı
Kontrol ünitesinin,
disk yüzeyini sektör, iz ve silindir isimli kısımlara ayırır.
Ancak, yazılımlar verileri bu kısımlara göre değil, dosya kavramına göre
saklarlar. Yazılımların büyük bir kısım, veri yazılması ve okunması ile ilgili
problemlerle hiç uğraşmazlar, çünkü bu DOS’un görevidir. DOS, disk işletim
sistemi (disk operating system)
anlamına gelir ve verileri okuyup yazmanın dışında, birçok özelliğe daha
sahiptir. Ancak, okuma yazma işlemleri onun en önemli görevleridir. Bunların
haricinde, DOS’un sadece programcılar tarafından bilinen bir yönü daha vardır.
Çoğu kullanıcı DOS’u sadece COPY ve DIR gibi bir komutlar topluluğu zanneder.
Oysaki, programcılar, DOS yardımıyla dosya açıp kapayabilir veya manyetik
kafanın başka bir konuma hareket etmesini sağlayabilirler. DOS, programcılara
belli bir sektöre erişim imkanı tanıdığı halde, yazılımlar dosyanın saklandığı
disk alanını pek bilmezler. Yazılımlar sadece verileri isterler. Onların
hafızaya yüklenmesi görevi DOS’a aittir. Tersinde ise, DOS, yazılım tarafından
gönderilen verilerin gerekli yere yazılmasını sağlar.
4.5.1. Dosya Kavramı
Dosya kavramı, aslında
verilerle dolu sektörlerin oluşturduğu bir zincirden başka bir şey değildir.
DOS, diskte bulunan dosyaların bir listesini tutar (dizin). Bu dizin’lerde
dosya ismi ve dosya uzantısının haricinde dosyayla ve dosyanın ilk sektörüyle
ilgili bilgiler de bulunmaktadır. Dizin, dosyanın ilk sektörü hakkında bilgi
verir. Geri kalan sektörler hakkındaki bilgiler dosya dağılım tablosunda (File
Allocation Table veya FAT)
bulunmaktadır.
4.6. Küme
Diske bir dosya
kaydedildiğinde, DOS’ un bu dosyaya diskte ayırdığı
yer, genelde dosyanın net uzunluğundan daha fazla olur. Sürücünün kontrol
ünitesi verileri sektörlerden daha ufak parçalar halinde ele alamadığı için,
DOS, yer rezervasyonunu sektör sektör yapmak zorunda
kalmıştır. Eğer dosyanın uzunluğu 1 ile 512 bayt arasında kalırsa, bu dosya
için diskte mecburen bir sektörlük yer kullanılır. Eğer dosya uzunluğu 513 ile
1024 bayt arasında kalırsa, bu sefer de dosya için 1024 baytlık. yani iki
sektörlük yer kullanılır. Bu yöntem, gereksiz disk alanı harcamalarına yol
açmaktadır. Ancak uygulamada, sadece tek yüzlü, yüksek yoğunluklu 1.2 MB ve
1.44 MB’lik disketlerde tek sektörlük alan
rezervasyonları söz konusu olur. Diğer çeşit disketler ve farklı kapasitelerde
olan sabit disklerde bu alan 2, 4 veya 8 sektör arasında değişir. Alan
rezervasyonlarını bir sektörlük yapan disklerde 10 baytlık bir bilgi için 512
bayt harcanırken; 2. 3 ve 4 sektörlük alan rezervasyonu yapan disklerde bu
sayı sırasıyla 1024, 2048 ve 4096 bayt olur.
4.6.1. Küme Numarası
Şekil 4.2: Dosyanın Son Kümesinde Kullanılmayan Disk Alanı
DOS' un dosyalara tahsis ettiği asgari yere küme adı verilir. DOS,
kümelerı 0’dan başlayarak numaralandırır ve bu numaraları
küme’ın içerdiği sektörlere erişmek için kullanır. 360
KB’lık standart disketler 2 sektörden meydana gelen kümeler kullanır. Çoğu sabit
diskte ise, bir küme 4 sektörden oluşur. Bununla birlikte. küme büyüklüğü bir
disketin veya sabit diskin fiziksel özelliklerinden birisi değildir. Bu, sadece
DOS'un veri organizasyonuyla ilgili bir kavramdır.
Kümelerın daha fazla sektörden oluşmasının
gereksiz disk alanı harcamalarına yol açar. Örneğin. çoğu zaman dosyanın son
kümesinin son sektöründe dosyayla ilgili hiçbir veri bulunmaz. Şekil 4.2’de bu
görülebilir.
4.7. Dizin (Dizin)
Dizinde, aynı bir
dosya gibi. verilerle dolu sektörlerin oluşturduğu bir zincire benzetilebilir.
Ancak dizinlerdeki veriler, DOS tarafından hazırlanan verilerdir. Burada her
dizin girişi ile ilgili 32 baytlık veri bulunur. Bir sektörde 512 bayt
bulunduğu için, her sektörde 16 tane dizin girişi yer alabilir. 32 bayt, bazı
önemli bilgileri içermek için oldukça yeterli bir sayıdır:
Bayt 01-08 Dosya ismi
Bu 32 baytta
bulunan bilgilerin büyük bir bölümü; yani dosya ismi, uzantısı, tarihi, saati
ve uzunluğu, dizin listelendiğinde ekrana gelirler. Dosya ismi ile uzantısının
arasında görülen nokta, bu 32 baytlık bilgilerin içinde yer almaz. DOS bunun
nereye konacağını bilir. Eğer dosya adı sekiz karakterden kısa olursa, DOS
bunun sağında kalan alanları sekize tamamlayana kadar boşluklarla doldurur.
Aynı şey dosya uzantısı için de geçerlidir.
4.7.1. Dosya Tarih ve Saati
Dosyanın tarihine
ve saatine ikişer baytlık yer ayrılır. Normalde 12-07-1992 şeklinde yazılan bir
tarih en az sekiz karakterden oluşur (tireler çıkartıldıktan sonra) ve 10:57:16
şeklinde yazılan bir saat de en azından altı karakterden oluşur. Ancak, DOS bu
bilgileri karaktersel olarak saklamaz. Bu bilgileri saklarken öncelikle bu iki
baytlık alanı üç kısma böler. Eğer bu iki bayta tarih girilecekse, bu kısımlar
ay, gün ve yıl şeklinde; eğer zaman girilecekse, saat, dakika ve saniye
şeklinde ayrılır. Bir bayt, sekiz hanede “1’ler ve “0 ‘lardan
oluşan 256 değişik kombinasyon içerebilir.
Bu yüzden 1 baytlık
bir alanda 0’dan 255’e kadar bir değer saklanabilir. Bundan dolayı bir baytı
parçalara bölerek daha küçük sayıları içerebilen birden fazla kısım oluşturmak
mümkündür. Buna göre, iki baytlık alan, ay için 1’den 12’ye kadar veya gün için
1’den 31’e kadar kısımları temsil edebilecek şekilde parçalanmıştır.
4.7.2. Dosya uzunluğu
Dosyanın tarih ve
saati için ayrılan iki bayta benzer bir şekilde, uzunluğu için ayrılan dört
bayt ta karaktersel olarak değil, sayısal olarak saklanır. Bu alanlarda da
oldukça yüksek, yani 1 ile 4.294.967.296 arasında bir değer saklanabilir. Ancak
DOS, uzunlukları 33 milyon baytı aşan dosyalarla çalışamamaktadır.
4.7.3. Dosyanın Başlangıç Kümesi
Dizinlerde dosyayla
ilgili olan ve DIR komutu neticesinde ekranda görülmeyen bilgiler de vardır.
Gizlenen bu bilgilerden bir tanesi, dosyanın disk üzerinde hangi küme’nden
itibaren başladığını belirten bilgidir. DOS dosyaya erişmeden önce bu değeri
alır ve gerekli sektör numarasına çevirir. FAT dosyayla ilgili sonraki
sektörlerin bulunması için yol gösterir.
4.7.4. Dosyanın Özellikleri
Dizinlerde gizli
olarak bulunan bilgilerin ikincisi ise, dosyanın niteliğini belirten özellik (attribute) baytıdır. Bu bayt, dosyanın, bazı karakteristik
özellikleri içerip içermediğini gösterir. Özellikleri olmayan dosyalarda bu
baytın değeri 0 olur. Bu değerin 1 olması dosyanın sadece okunabilir (read-only file) olduğunu, 2
olması ise gizli dosya (hidden file) olduğunu
gösterir. Bir dosyanın taşıyabileceği altı tane özelliği vardır.
4.7.5. Sadece Okunabilir, Gizli ve Sistem Dosyaları
Özelliklerden
sadece üç tanesi, yani “sadece okunabilir”, “gizli” ve “sistem” özellikleri,
sıradan dosyalar için kullanılırlar. Eğer “sadece okunabilir" özelliği
varsa, DOS hiçbir şekilde, hatta yazılıma bunun için emir verilmiş olsa dahi,
bu dosyaya veri yazmayacaktır. “Gizli” özelliği ise, DIR komutu neticesinde
dosyayla ilgili hiçbir bilgi verilmemesini sağlar. Son olarak, “sistem”
özelliği DOS’a dosyanın işletim sistemiyle ilgili bir dosya olduğunu bildirir.
“Sistem” özelliği çok sık kullanılmaz. Genelde, “gizli” özelliği ile beraber
kullanılır. Nitelikleri bu özelliklerle verilen dosyaların sıradan dosyalar
olduğu unutulmamalıdır. Özellikler sadece, DOS’un bu dosyaları ne şekilde kullanması
gerektiğini gösterir.
4.7.6. Etiket Dosyaları
Geriye kalan üç
özellik, dosyaları gerçek anlamda sınıflandırmazlar. Onların özel birer
görevleri vardır. Bu özelliklerden bir tanesi “etiket” dosyaları içindir. DOS
sabit disk veya disketlere on bir karakter uzunluğunda bir isim verir. DOS, her
dizin listesine ‘Volume in drive
X is xxxxxxxxxxx” şeklinde bir etiket ile başlar.
DOS dizini taradığında, özellik baytının yardımıyla, dizin girişlerinden
birinin ilk on bir baytının bir dosya adı değil, bir etiket olduğunu anlar.
4.7.7. Arşiv Özelliği
Bu özellik da
benzer bir durum sergiler. DOS bir dosyaya veri yazdığı zaman, bu özelliğe 1
değerini koyar. Dosyalar backup programlan yardımıyla
kopyalandığında, bu programlar, dosyaların “arşiv” özelliklerinin 1 olup
olmadığına bakarlar. Çünkü bunlar, arşiv özellikleri 1 olan dosyaları
kopyalarlar. Kopyalama işleminin ardından, bu özelliğe 0 değerini koyarlar.
Eğer bir süre sonra dosyaların tekrar backup’ı
alınmak istenirse, sadece, bu süre içinde değiştirilmiş olan dosyalar
kopyalanır. Değiştirilmemiş olan dosyalar ise kopyalanmazlar.
4.7.8. Alt Dizin Özelliği
Bu fonksiyonun
anlaşılabilmesi için, öncelikle DOS’un bir dizini nasıl oluşturduğunun
bilinmesi gerekir. DOS, “root dizin” olarak
adlandırılan ana dizini diskin en dışına (silindir 0’a) koyar. Sabit diskler,
ana dizinine 32 sektörlük yer ayırır. Her sektör en
çok 16 tane dizin girişi içerebildiğine göre, toplam 512 (32x 16) tane dizin
girişine imkan sağlanır. Ana dizin, diskteki özel kısımlardan biridir. DOS, bu
dizin’i bulmakta zorlanmaz, çünkü bu dizinin bulunduğu yer ve kapsadığı sektör
sayısı her sabit diskte aynıdır. Sabit diskte tek bir dosya bulunsa dahi, ana
dizin için rezerve edilen 32 sektör değişmez.
Disk üzerine
yerleştirilen alt dizinler, birer dosyadan başka bir şey değildirler. Ana dizin
gibi, bunlar da 32 baytlık dizin girişlerinden oluşur. Aynen dosyalarda olduğu
gibi, kullanılan alanlar alt dizinlerde de küme hesabıyla belirlenir. Eğer
DOS’un MKDIR (dizin oluştur) komutu kullanılırsa, DOS, yaratılmak istenen alt
dizinin isminde bir dosya oluşturur ve bunun başlangıç yerini bir kümelerde
belirler. Bu alt dizine aktarılan dosyalar kümeleri doldurduğunda, yeni bir
küme bu alt dizine ilave edilir. Bu alt zizinlerin
uzunluklarıyla ilgili bir sınırlama yoktur. Yani, alt dizinler, ana dizinden
farklı olarak, sınırsız sayıda dizin girişi içerebilir.
\GAZI\TEKNIK\BILG
path’iyle (dizin yolu) gösterilen bir alt dizin
incelenecek olursa. Ana dizin, ‘GAZI” isimli bir alt dizin girişi içermektedir.
“GAZI” alt dizini ise, “TEKNIK” isimli bir alt dizin; “TEKNIK” alt dizini de
“BILG” isimli bir alt dizin içermektedir. DOS, bu dosyaların normal birer dosya
değil, birer alt dizin olduğunu özellik baytları yardımıyla anlayabilir.
4.7.9. Nokta ve İki Nokta Girişleri
Alt dizinleri
listelendiğinde, ilk iki dizin girişinin nokta (“.“) ve iki nokta (“..“) isimli
iki dosya tarafından işgal edildiği görülür. Nokta isimli dizin girişi, alt
dizinin kendisini gösterir. Daha açık bir anlatımla, başlangıç kümesi bu alt
dizinin başlangıç kümesiyle aynı olan bir dosya gibidir. İki nokta ise, “parent” diye adlandırılır ve dizinin bir üst dizininin
başlangıç kümesini içerir. Yani alt dizinde iken CD.. dendiği taktirde, bir
üst dizine dönülmüş olur. Ana dizinde iken ne nokta, ne de iki nokta görülür.
4.7.10. Silinmiş Dosyalar
Dizin’lerle ilgili
bilinmesi gereken son şey, DOS’un bir dizin girişinin kullanılıp kullanılmadığını
nasıl anladığıdır. Bir alt dizin oluşturulduğunda, bu alt dizin’deki boş dizin
girişlerinin ilk baytlarına 0 değeri yazılır. Bu boş dizin girişlerinden
birine bir dosya ile ilgili bilgiler girildiğinde ise, bu ilk bayttaki 0 değeri
yeni oluşturulan dosyanın isminin ilk harfi tarafından silinir. Böylece DOS, bu
dizin girişinin kullanılmakta olduğunu anlar. Dosyanın silinmesi durumunda
ise. DOS, sadece bu ilk bayta 229 değerini yazar. Silme işleminde bu tek baytın
haricinde hiçbir bilgi silinmez. Bu yüzden, zaman zaman
silinmiş dosyaların kurtarılmasından söz edilir. Geriye kalan bilgiler, ancak
üzerlerine yeni bir giriş yapılırsa silinir.
4.8. FAT Dosya Dağılım Tablosu
Dizin girişlerinde,
bir dosyanın disk üzerindeki dağılımıyla ilgili sadece başlangıç kümesi
hakkında bilgi bulunmaktadır. Ancak, çoğu zaman dosyalar bir kümenden daha uzun
olur. Bu da, “DOS geri kalan kümelerı nasıl
bulabiliyor” sorusunu akla getirebilir. DOS, formatlama işlemi esnasında dosya
dağılım tablosunu (FAT -File Allocation
Table-) oluşturur. FAT, bir diskin en önemli bölümüdür.
Eğer FAT bir manyetik kafa düşmesi veya bir formatlama neticesinde hasar
görürse, diskteki herhangi bir veriyi yeniden kullanılır hale getirmek son
derece zorlaşır. Bu öneminden dolayı, DOS, her zaman FAT’in
iki kopyasını saklar. 4.8.1. FAT'in Yapısı
Şekil 4.3: Bir dosyanın dosya dağılım tablosundaki yeri
FAT, disk alanını temsil eden küme numaralarının bulunduğu bir tablodan
başka bir şey değildir. FAT’taki ilk saha küme 0’ı,
ikincisi küme 1 ‘i, vs. temsil eder. Her saha belli bir veri alanının yerini
gösterir. Meselâ, “gütef” isimli bir dosya olsun ve
Ana dizin’deki girişinde bu dosyanın 100.kümende başladığı belirtilmiş olsun.
Şimdi DOS, FAT’taki 100. sahaya gider ve burada
yazılı olan değeri okur. Bu değer 105 olsun. Demek ki, 100.kümesinde başlayan
dosyayla ilgili bilgiler 105.kümesinde devam etmektedir. Bunun üzerine DOS,
gider 105.kümenin içerdiği sektörlerdeki bilgileri okur ve tekrar
FAT'a geri döner. Ancak, bu sefer 105.sahaya bakar ve
buradaki numarayı okur. Bu işlem, bu şekilde devam eder; ta ki DOS, daha önceden
belirlenmiş özel bir değere rastlayıp dosya sonuna ulaştığını anlayana kadar.
4.8.2. FAT’in Büyüklüğü
FAT’in büyüklüğü iki şeye bağlı olarak
değişir: Diskin kapasitesi ve kümelerın büyüklüğü.
Kapasiteleri fazla olan diskler doğal olarak daha fazla küme içerir ve bu da
FAT’in daha büyük olmasını gerektirir. Aynı şekilde, eğer
sektör sayısı artarsa, küme sayısı ve dolayısıyla FAT’taki
giriş sayısı da artar. Dikkate alınması gereken bir diğer nokta ise,
FAT’a yazılabilecek en büyük değerdir. Çünkü bu değer,
FAT'a girilebilecek maksimum küme sayısını sınırlar.
Disketlerde bu girişler için 1.5 baytlık yer rezervasyonları yapılmıştır. Buna
göre, disketlerde bu yerlere 4096 sayısına kadar değerler girmek mümkün olur.
Bu değer, disketlerde mümkün olan en büyük küme sayısı için yeterli olmaktadır.
Ancak, 20 MB’lik sabit disklerde, her biri 4
sektörden oluşan 10,000 küme mevcuttur. Bu yüzden, bu tür sabit disklerde
FAT’taki giriş için 2 baytlık yer rezervasyonun yapılması
gerekir. Bu 2 bayt, 65,535 sayısına kadar olan değerlerin girilmesine imkan
tanır.
Tek sektörlük
kümeler disk alanının daha ekonomik bir şekilde kullanılmasına imkan tanırlar.
Bu yöntemle, dosyaların en son küme’lerinde ziyan olan yer bir sektörden daha
az olur. Ancak, kümelerin küçülmesi, onların sayısını artırır ve bunun sonucunda
da FAT'in daha büyük olmasını gerektirir. DOS, sabit
disk veya disketlerle çalışırken sürekli dönüp FAT' a baktığı için, işini
kolaylaştırmak amacıyla onun bir kopyasını hafızaya alır. 20 MB’lik bir sabit diskte kümeler eğer tek sektörden
oluşsaydı, FAT 84 KB uzunluğunda olurdu. Bu durumda, RAM, 84 KB’lik alanını sürekli olarak FAT 'a ayırmak
zorunda kalırdı.
4.8.3. Hafızadan Tasarruf
IBM, ilk XT
bilgisayarlarını piyasaya sürdüğünde hafıza çipleri
çok pahalıydı ve çok az bilgisayar 256 KB’dan büyük
bir hafızaya sahipti. Bu yüzden DOS, zaten kıt olan hafızadan tasarruf etmek
için, 2.X versiyonlarında bir kümesi 8 sektörden oluştururdu. FAT bu şekilde
oldukça küçük tutulmuştur. DOS’un daha sonraki versiyonlarında, bu sayı, RAM
çiplerinin ucuzlamasıyla da bağlantılı olarak, küme başına
4 sektöre indirilmiştir. İlginç olan bir nokta, AT sınıfı bilgisayarlar için
tasarlanmış 1.2 MB kapasiteli disketlerde kümelerin bir sektörden oluşmasıdır.
Bu disketlerin kapasiteleri nispeten daha fazla olduğu için, FAT’in büyüklüğü fazla rahatsız edici olmaz. Ayrıca, bu
kümelerin küçültülmesi, disk alanından daha verimli bir şekilde
faydalanılmasını sağlar. Zaten bu disketler, öncelikle yedeklerinin
oluşturulması için düşünülmüştür.
4.8.4. 32 MB
Sınırı
DOS’un 32
MB’den daha yüksek kapasiteli sabit disklerle çalışamaz. Bu
sınır küme büyüklüğü veya FAT’in büyüklüğü ile ilgili
değildir. Daha çok bilgisayarın 16 bit mimarisinin bir sonucudur.
PC ve AT
sınıflarındaki mikroişlemciler 16-bit ile çalışırlar. Dolayısıyla, numaralandırılabilecek
sektörlerin sayısı 0 ile 65.535 arasında olabilir. DOS, ilk izin ilk sektörünü
0, ardından gelen sektörü 1, vs. şeklinde numaralandırmıştır. En içteki izin
son sektörüne de 65,535 numarasını verir. DOS'un kullandığı sektör büyüklüğü 512
bayt olduğu için basit bir çarpımla 32 MB sınırı hesaplanabilir:
512 bayt x 65,535
sektör = 33,553,920 bayt.
(Programcılar ikili
sayı sistemine göre işlem yapmasını çok sevdikleri için, bu sayıya kısaca 32 MB
diyorlar ve arta kalan birkaç baytı cömertçe göz ardı ediyorlar). Tüm bu
sebeplerden dolayı, DOS, 65,535’den daha büyük bir değerle numaralandırılmış
sektörlere erişemez (daha büyük sayıları saymasını bilmez).
4.8.5. Yüksek kapasiteli sürücüler
Diğer bir merak
konusu da DOS’un 65,535 sektörden daha fazla sektör içeren yüksek kapasiteli
sabit disklerle nasıl çalışabildiğidir. Sabit diskleri farklı işletim
sistemleriyle çalışabilmek üzere partisyonlara ayırmak
mümkündür. Bu partisyonlar diskin herhangi bir bölgesinden itibaren
başlayabilir (örneğin, 100.000’inci sektörden). Ancak, yine de 65,535 sektörden
fazlasını bir arada kullanamaz.
4.9. Boot
Bilindiği gibi,
bilgisayarın açılışında, ana program olan COMMAND.COM hafızaya yüklenir. Bu program,
RAM’a yerleştikten hemen sonra kontrolü ele alır. Çünkü DOS’un aslını bu
program teşkil eder. Ne var ki, bu noktada bir çelişkiyle karşılaşılır. DOS’un
(disk işletim sistemi) sürücülerin çalıştırılmasıyla ilgili olan sorumluluğunu
COMMAND.COM programı yüklenir. Burada "COMMAND.COM dosyası yükleme
komutunu kendisi veriyorsa, hafızaya nasıl yükleniyor?" gibi bir soru akla
gelebilir.
Bunun cevabını “boot” kavramı vermektedir. Boot,
İngilizce’deki “to pick
itself up by
its bootstraps” deyiminden
ortaya çıkmıştır. Bu deyim ile, kendi iplerini kendisi tutan bir kukla
benzetmesi yapılmıştır. Bu sırrın arkasında yatan gerçek ise, bilgisayarın ana
kartındaki ROM çipinde bulunan küçük bir
programcıktır. Bu programcık. bilgisayarın açılışında faaliyete geçer ve
sürücüyü harekete geçirir. Bu gerçekleştikten sonra diskin en dışında bulunan
ilk sektör okunur.
4.9.1. Boot Sektörü Okunan bu ilk sektöre boot sektörü adı verilir. Bu sektör; yüz 0, iz 0, sektör 1 konumunda bulunur. Boot sektöründe sabit disk hakkında bilgi verilmektedir. İşletim sistemi için çok önemli olan bu bilgiler, sektör büyüklüğü, kümedeki sektör sayısı. silindir sayısı, silindirdeki sektör sayısı ve FAT ile ana dizin’lerin büyüklüklerinden meydana gelir. Boot ayrıca hata mesajları da içerir (örneğin “COMMAND.COM bulunamadı” gibi). Son olarak da, işletim sistemiyle ilgili olan dosyaların isimlerini verir.
4.9.2. Sistem Dosyaları
Bilgisayar, bu
bilgilerin yardımıyla IBMBIO.COM (Bu PC DOS için geçerlidir. MS-DOS’da bu dosyanın adı BIO.SYS’dir.)
isimli bir dosya aramaya başlar. Bu dosya. diskin en dışındaki silindirde
bulunan ana dizin sektörlerinin hemen arkasından gelen sektörlerden itibaren
başlar. Buraya yerleşmesindeki amaç, şu ana kadar alınan sınırlı bilgilerle
dosyanın aranması için ayrıca çaba harcanmamasıdır. IBMBIO.COM dosyasının
yüklenmesi sonuçlandıktan sonra, sistemin harekete geçmesinden
sorumlu olan programcığın görevi tamamlanmış olur. Artık, sıra sistemle ilgili
diğer bir dosyanın, IBMDOS.COM (veya MSDOS.SYS) dosyasının, yüklenmesine
gelmiştir. Bu dosya da ilk silindirde bulunur ve IBMBIO.COM dosyasının hemen
arkasında yer alır. Bu iki dosya ile ilgili dizin girişleri ana dizin’de
bulunmakla birlikte, özelliklerindeki “gizli” ve “sistem” bitleri 1
olduğundan, DIR komutu neticesinde listelenmezler. IBMDOS.COM dosyası da
yüklendikten sonra, artık bilgisayar, sistemin COMMAND.COM dosyasını, diskin
hangi bölgesinde bulunursa bulunsun yükleyebilir. Yani, işletim sistemi de bir
anlamda kendi iplerini kendisi tutmuştur.
IBMBIO.COM, IBMDOS.COM
ve COMMAND.COM dosyaları, genelde sistem dosyaları olarak bilinirler. Bir
diski formatlarken “/S” parametresi kullanılırsa, bu dosyalar otomatik olarak
diske yazılırlar. Bunlardan bir tanesi eksik olursa, bilgisayar bu diskten
açılamaz. Format işlemiyle dosyalar diske aktarılmadığı ve kullanıcının bu
konuya başka bir çözüm getirecek bilgiye sahip olmadığı durumlarda, ilk iki
sistem dosyası için öngörülmüş, fakat başka dosyalarca işgal edilmiş olan
alanlara sistem dosyalarını aktarıp, bu diski bilgisayarı açabilen bir disk
haline getirmek mümkün olmaz.
4.9.3. DOS’un SYS Komutu
Bazen, yazılım
şirketleri dağıtım disketlerinin sistemli olmasına gereksinim duyarlar. Ancak,
sistem dosyalarını kopyalamak yasal olmadığı için (copyright),
bunları yazılımlarıyla beraber satmaları mümkün olmaz. IBM, bu soruna format
komutunun “/B” parametresiyle çare bulmuştur. Format işlemi esnasında bu
parametrenin kullanılması, silindir 0'da IBMBIO.COM ve IBMDOS.COM dosyaları
için gerekli alanın rezerve edilmesini sağlar. Böylece, disketlere aktarılan
yazılımlar disketlerin bu alanlarını kullanmazlar. Artık kullanıcılar, yazılım
disketlerini aldıktan sonra, DOS’un SYS komutu sayesinde bu sistem dosyalarını
başka bir DOS disketinden bu disketlere aktarabilirler.
4.10. Sabit Disk Partisyonları
Boot sektörü hakkında verilen bilgiler
aslında sadece disketler için geçerlidir. Sabit diskler farklı sistemler için
partisyonlara ayrılabildiklerinden, en az iki boot
sektörü kullanırlar. Sabit diskler bir veya daha fazla partisyona ayrılabilirler. Bunlardan her biri farklı bir
işletim sisteminin kontrolü altında olurlar. Her partisyon, peş peşe gelen
silindirlerden oluştuğu için, bunların sabit disk üzerindeki şekilleri
simite benzer.
Format işleminin
ikinci aşaması. disk yüzeyinde ana dizinin, FAT’in ve
başka önemli bilgilerin oluşturulmasından sorumlu olan yüksek düzeyde
(fiziksel) formatlamadır. Partisyonların oluşturulması. düşük düzey ile yüksek
düzey formatlama işlemlerinin arasında gerçekleşir. Sektörler oluşturulduktan
sonra partisyon programı devreye girer ve hangi partisyonun nerede başlayıp
nerede bittiğini belirler. Bu bilgiler daha sonra, master
(ana) boot sektöründe bulunan partisyon tablosuna
aktarılır. Bu aşamadan sonra, her partisyonla ilgili ana dizin’ler ve
FAT’lar, o partisyonun ilk silindirine yazılır.
4.10.1. Ana Boot Sektörü
Disketlerdeki alışıldık boot
sektörleri gibi, sabit disklerin de ana boot
sektörleri yüz 0, iz 1, sektör 1, konumunda bulunurlar. Bu sektörde,
BIOS’a bazı temel sabit disk işlemlerini yaptırabilecek
kadar bilgi vardır. Buna karşılık, normal bir boot
sektörüne kıyasla, herhangi bir işletim sistemiyle ilgili bilgi içermez
(örneğin sistem dosyalarının isimleri gibi). Bunun yerine, hangi partisyonun
nerede başlayıp nerede bittiğini belirten bir partisyon tablosu içerir.
Bilgisayar açıldıktan sonra bu tabloyu okur ve hangi partisyonun kullanıldığını
öğrenerek manyetik kafayı o partisyonun ilk sektörüne hareket ettirir. Gittiği
bu sektörde, kullanılan DOS ile ilgili boot sektörünü
bulup okuyarak. bilgisayarın kullanıma hazır hale gelmesini sağlar. Şekil 4.3
çalışma biçimini gösterir.
4.10.2. Partisyonların Kullanım Amacı Farklı partisyonlarda farklı boot sektörlerinin kullanılmasının amacını ve ana boot sektörünün bu olayda nasıl bir rol oynadığını anlamak zor değildir. Çünkü, her işletim sisteminin; dizin, FAT vs. kavramlarında kendine õzgü özellikler vardır. Bu farklardan dolayı, her işletim sisteminin dosyalara erişimde aynı yöntemi kullanması mümkün değildir. İşletim sistemleri genelde 512 baytlık sektörler kullanır. Yine de, sektörlerin büyüklüklerini bazı yardımcı programlarla değiştirmek mümkündür
Şekil 4.4: Boot Sektörünün Konumu
Çoğu PC kullanıcısı
sadece DOS işletim sistemini kullanmaktadır. Ancak, sabit disklerini, tek bir
sistem kullanmalarına rağmen partisyonlara ayırmak
zorunda kalırlar. Çünkü BIOS, sabit disklerde ilk olarak ana boot sektörünü arar (yani doğrudan boot
sektörüyle irtibata geçemez). DOS’un kullandığı
partisyon programının adı FDISK’tir. Bu program tüm
sabit diski DOS’un kullanımına sunan bir partisyon hazırlar ve
boot sektörünü de ana boot
sektörünün bulunduğu izin peşinden gelen ilk izin ilk sektörüne yerleştirir.
5. HIZ VE VERİMLİLİĞİN
OPTİMİZASYONU
Bilgisayarla her gün çalışan kişiler, “hız özürlü”
insanlar haline geliyor. Nasıl oluyorsa, bir kaç salisede görevini tamamlayan
bir araç, sabırsızlık yaratıyor. Sabit diski çöktürecek kadar uzun ve karmaşık
programların kullanılması, daha da fazla sabır gerektiriyor. Daha önce
bilgisayarla çalışmış olan kullanıcılar, mikro bilgisayarlarından
kabiliyetlerini aşmalarını bekler. Kullanıcılar, sabit diski performansını ne
kadar ispata zorlarsa, onun yükü de o kadar artacaktır.
Bir 6MHz IBM AT, standart bir XT’den
beş kat daha hızlı çalışır. Uygulamaya göre de, hızlı bir sabit diskte %30’dan
%50’ye kadar hız artışı kaydedilebilir. Bu durumda, hız özürlülerin, hızlı
erişim sürelerinden, iz tamponlama ve benzeri teknik
konulardan bahsetmelerine şaşırmamak gerekir.
5.1. Hız Geliştirme
Hızın parayla satın
alınabileceği, şüphesiz doğrudur. Ama, aynı şey, iyi düşünülmüş bir sistem
optimizasyonu ve ayarlaması ile de elde edilebilir.
Dünyanın en hızlı sabit diski bile optimizasyonu
zamanında yapılmazsa, hızından bir miktar kaybedecektir. Nispeten daha yavaş
olan adımlamalı bir motorla donatılmış bir manyetik kafanın, diskin üzerinde
rulolu sistem ile çalışan bir kafadan daha hızlı hareket etmesi sağlanabilir.
Her gün biraz daha fazla
performansın talep ediliyor olması, artık en iyi donanımı bile yetersiz
bırakabiliyor. Bu yüzden, sürücünün performansı optimize
edilmeye çalışılmalıdır. Optimizasyon için gerekli
olan bazı esaslar, formatlama esnasında yerine getirilebilir. Bazıları ise,
periyodik bakımla olur. Bunun dışında, yapılacak işin türüne ve durumuna göre
özel bazı teknikler (belki de utility’ler)
gerekebilir.
5.2. Teknik Kabiliyetler
Bir zamanlar, sabit
disk teknolojisi teknik fanatiklerin kutsal alanıydı. Teknik bilgileri daha az
olanlar da optimizasyon önlemlerini almaya çalışırlardı
ama, sonuçta nereye varacaklarını pek kestiremezlerdi. Diske erişim, bir
kronometre ile ölçülebilecek zamandan çok daha kısa olduğundan, bir sabit diski
en üst form düzeyine getirebilmek için olağanüstü programlama kabiliyetine
sahip olmak gerekirdi. Günümüzde ise durum farklıdır. Piyasada, pek de pahalı
olmayan, sabit disk analizi ve optimizasyonu yapan
bir sürü program bulunur.
5.3. Nispi Kazançlar
Bazı sabit disk
optimizasyonları, performansı gözle görülür bir şekilde
arttırır. Bazıları ise, “sadece” %10’luk bir artış sağladıklarından pek göze
çarpmaz. Ama, bu %10’luk artışlar üst üste toplanabilir ve yarım düzine %10’luk
artış, hızı iki katına çıkarır. Bazen çok önemsiz gibi görünen bir tedbir,
sistemdeki bir darboğazı açıp diğer performans faktörlerini de devreye sokar ve
çok büyük gelişmelere sebep olur. Böyle bir darbogazın
varlığı, hızlı olarak nitelendirilen bir sabit diski frenleyebilir.
Sabit disk
optimizasyon stratejilerini uygulamaya koyabilmek için,
sabit disklerin iç yaşamının iyi bilinmesi gerekir. En başta, verilerin disk
üzerindeki yük alanlarından başlayarak, makinanın
hafızasına kadar uzanan yolculuklarında hangi yoldan gittiği ve bu yolun
üzerinde uygulanabilecek optimizasyon imkanlarının,
bir bilgisayar sistemi üzerinde yapabileceği muhtemel etkiler de bilinmesi
gereken konulardır.
5.4. Sabit Disk Performansını Etkileyen Faktörler
Sabit disk
performansıyla ilgili 15 terim bulunmaktadır.
5.4.1.Silindir Yoğunluğu (Cylinder
density)
Sektör sayısı ne
kadar yüksek olursa, manyetik kafa bir dosyanın okunmasında veya yazılmasında o
kadar az hareket eder.
5.4.2.Dosya Birleştirme (File Defragmentation)
Birkaç silindirde
kayıtlı olan dosyalar, disk üzerinde her yere dağılmış olan dosyalardan daha hızlı
okunur.
5.4.3.Ortalama Arama Süresi (Average
Seek Time)
Daha düşük bir
ortalama arama süresi, manyetik kafanın okuma yazma işlemi için diske olan
erişim süresini kısaltır.
5.4.4.Taşma (Interleave)
Optimal
bir taşma, bir iz üzerindeki tüm sektörlerin okunabilmesi için gereken disk
dönme sayısını minimuma indirir.
5.4.5.Veri
Aktarım Oranı (Data Transfer Rate)
Çok hızlı makinalarda
veri aktarım oranı düşürülebilirse, diske erişim daha hızlı olacaktır.
5.4.6.CPU hızı (CPU Speed)
Hızlı bir
mikroişlemci DOS’u hızlandırır, veri aktarım oranını etkiler ve yazılımın
dosyalan daha hızlı işlemesini sağlar.
5.4.7.İz Tamponlama (Track Tamponing)
CPU, 1:1 bir
taşmayla başa çıkamasa bile, bu metotla, tüm iz, tek bir disk dönüşünde okunur.
5.4.8.RAM Disk Desteği (RAM Disk Support)
Bir sabit diskin yükü, bazı dosyaların
bir RAM diske aktarılmasıyla azaltılabilir.
5.4.9.DOS Tamponlarının Belirlenmesi (DOS Buffers Setting)
Doğru sayıda DOS tamponu, DOS’un, sık kullanılan
dosyalan tekrar tekrar okunmasını önler.
5.4.10.Sektör
Caching (Sector
Caching)
Diske olan
erişimlerin sayısı, sektörleri bir tampona alarak azaltılabilir. Bu yöntem, DOS
tamponlarından daha etkilidir.
5.4.11.Dizin Tree Dizaynı (Dizin
Tree Desígn)
Bir dizin
tree, bir dosyanın aranması için gereken sabit disk
işlemlerini azaltacak şekilde düzenlenebilir.
5.4.12.Alt Dizin Düzeni (Sub-dizin
Layout)
DOS’un, bir path’in izini
sürerken harcadığı zaman, alt dizin’lerin birkaç silindire yerleştirilmesiyle
minimuma indirilebilir.
5.4.13.Dosya Düzeni (File Layout)
Belli dosyaları,
sabit diskin en dışında bulunan izlerine yerleştirmekle, performansta bir
gelişme sağlanabilir.
5.4.14.PATH komutu (PATH Command)
PATH komutu, dizin
aramalarını hızlandırabilecek şekilde kullanılabilir.
5.4.15.FASTOPEN Komutu (FASTOPEN Command)
Versiyon 3.3’ten
itibaren, DOS’un, son açtığı dosyaların disk üzerindeki konumlarını hatırlaması
sağlanabiliyor.
Bu 15 faktörden
dördü, donanım ile ilgilidir. Ortalama arama süresi; sürücünün kendisiyle ilgili
olan bir şeydir. Ne yeni bir kontrol kartı, ne de gelişmiş bir yazılım bunu
değiştirebilir: Silindir yoğunluğu ve veri aktarım oranı, sadece bazı
durumlarda yeni bir kontrol kartıyla yükseltilebilir. CPU’nun hızı ise bir
hızlandırıcı kartla (Accelerator Board)
artırılabilir. Kalan faktörlerin çoğu, software ile
ilgilidir. İstisna olarak, kontrol kartına bağlı olan caching
veya iz tamponlaması gösterilebilir. Birkaç faktör de
sabit disk yönetimiyle bağlantılıdır.
5.5. Sabit Disk Bazında Optimizasyon
Sabit disk bazında
optimizasyon, mekanik hareketlerle geçirilen zamanın
minimizasyonuyla ilgilidir. Yüksek silindir yoğunluğu, bir
dosyanın daha az sayıda silindirde yer alması ve böylece manyetik kafanın o
dosyayı okurken veya yazarken daha az hareket etmesi demektir. Dosya
birleştirme (file defragmentation), dosyaları mümkün
olduğu kadar az sayıda silindirde toplar. Hızlı arama süreleri, kontrol
ünitesinin. manyetik kafanın başka bir silindire gitmesini beklediği süreyi
kısaltır. Sonunda optimum bir taşma süresi, manyetik kafanın gerekli sektörü
beklediği zamanı kısaltır.
5.5.1. Silindir Yoğunluğu
Silindir yoğunluğu,
bir ize daha fazla sektör veya bir silindire daha fazla iz sığdırmakla
yükseltilebilir. Tabi ki. silindir başına düşen iz sayısı, sürücüdeki disk
sayısına bağlıdır. Bu değeri yükseltebilmek. ancak daha büyük bir sürücü
almakla mümkündür.
Yüksek silindir
yoğunluğu ile elde edilebilecek başarı bazen önemsenmez. Pratikte; biri iki
diske, diğeri dört diske sahip olan, iki sürücünün de arama süreleri eşit
olabilir. Ancak, bu duruma başka bir açıdan bakmak da mümkün: Dört diskli
sürücünün arama süresi, iki diskli sürücünün arama süresinin iki katıdır.
Çünkü, böyle bir diskin manyetik kafası, okuma sırasında diğerinin kafasının
yarısı kadar hareket ediyor. Bu avantaj, bir sürücü daha ekleyip kapasiteyi
sonradan büyütmenin aleyhine; büyük kapasiteli bir sürücüyü baştan almanın
lehine konuşuyor.
İz başına sektör
sayısı, bazı sürücülerde bir RLL kontrol kartıyla artırılabilir Kullanılan kod
şemasına bağlı olarak, iz başına sektör yoğunluğu %50 ile %100 arasında
yükseltilebilir. %100’lük bir kazanç, kafa hareketlerinin yarıya inmesi
demektir. Burada elde edilen sonuç disk sayısını iki katına çıkarmakla elde
edilen sonucun aynısıdır.
Silindir
yoğunluğunun yükseltilmesiyle elde edilen kazancın, dosyaların parçalanmasına (fragmentation) izin vermekle heba olacağı unutulmamalıdır.
Farklı silindirlere serpiştirilmiş bir dosya. silindir yoğunluğu ne olursa
olsun, kafa hareketlerinin sayısını muazzam bir şekilde artırır.
5.5.1.1. Dosya Sıkıştırma
Dosyaların
sıkıştırılmasıyla silindir yoğunluğu suni bir şekilde yükseltilebilir.
Sıkıştırılmış dosyalar daha az sektöre sığdırılabileceğinden okuma için gereken
kafa hareketleri de daha az olur. Bu dosya sıkıştırma yöntemi, sadece bazı
durumlarda performansın artmasına katkıda bulunur. Örneğin, bazı sıkıştırma
programları hesap tablosu dosyalarındaki sıfırları kaldırıp, yerine, kaç sıfır
kaldırıldığına dair bilgi veren bir kod koyuyor. Bu şekilde sıkıştırılmış
dosyaların çözülmesi çok az zaman alır. Buna karşın, çok karmaşık sıkıştırma
yöntemleri erişim süresinin kısaltılmasını sınırlar.
5.5.2. Dosya Parçalanmalarının Azaltılması
Dosyalar,
yeni formatlanmış bir sabit diske aktarılırsa, her biri, birbirine bağlı ve ardı
sıra gelen kümelerin üzerine yerleştirilecektir. Aslında kümeler sadece 1: 1
bir taşma oranı mevcutsa fiziksel olarak yan yana dururlar. DOS ideal durumda her dosyaya mümkün olduğu
kadar az silindir tahsis eder. Böylece, meselâ 35 KB uzunluğundaki bir dosya
çoğu sabit diskte sadece bir silindire sığabilir. Ne var ki DOS. dosyaların
yerleştirilmesini hiçbir şekilde optimize etmez; onun
yerine, ilk boş bulduğu sektörü kullanır ve dolayısıyla, dosya bir sonraki
silindire taşabilir. Bu durumda, dosya bir defa okunur veya yazılırken,
manyetik kafanın en az bir defa yer değiştirmesi gerekir. Optimum olarak
yerleştirilmediği halde, bu dosya “bir arada” olarak kabul edilir.
5.5.2.1. Devamlılığın Yitirilmesi
Dosyaların
“bir arada” bulunması pek uzun süreli olmaz. Dosyaya girilen yeni verilere,
sektörlerin arasında boş yer olmadığı için, asıl dosyadan uzakta olan boş bir
yer aranır. DOS. yer tahsisatına diskin en dışından yani silindir 0'dan başladığı için, aranan bu boş sektörler de
haliyle biraz daha içerlerde kalan izlerde bulunacaktır. Sabit diskten dosya
silindikçe, diskin çeşitli yerlerinde boşluklar oluşur. DOS bir dosyaya
kaydedilecek verilere ek küme ararken, önceliği dosyanın en son parçasının
bulunduğu silindire vermez, dosyayı diskin en dış kenarına en yakın olan boş
kümelere yerleştirirdi. Bu sistem, DOS 3.0’dan sonra değişti. DOS artık boş
kümeleri en dıştan en içteki silindire doğru giderek tahsis ediyor. Ancak, en
içteki silindire gelindiğinde, tekrar en dıştan itibaren boş küme’ler aranıyor.
Sonuçta karışık durumlar ortaya çıkıyor. Sayısız silmeler ve yapısal
değişiklikler, sabit diski parçalara bölüyor (fragmentation).
Sürekli büyüyen dosyaların diskte nelere yol açabileceğini düşünmek zor
değildir. Büyüme sırasında eklenen veriler, aynı silindirde farklı yerlere
kaydediliyor. Bu yüzden de, birkaç silindire sığabilecek dosyalar, düzinelerce
silindire dağılıyor. Bir silme sonucu, dosyanın çok uzağında bir küme
boşaldığında dosyanın son bölümünün bulunduğu silindirde boş yer olmasına
rağmen, dosyaya, uzakta kalan küme tahsis ediliyor. Demek ki, büyük bir dosya
çok kullanılmış bir sabit diske kopyalandığında birçok parçaya bölünebilir.
5.5.2.2. Verimsizlik
Neticede hızlı bir
CPU’dan, hızlı bir kontrol ünitesinden, ya da taşma optimizasyonundan elde edilen kazanç havaya gider. Veri
okuma hızı düşük olduğundan, bu imkanlardan faydalanılamıyor. Bu performans
zayıflığının derecesi, ele alınan dosyanın türüne bağlıdır. Büyük rasgele
erişim dosyaları, zaten çoğu zaman manyetik kafanın daha çok hareket etmesini
gerektiriyor. Buna karşın; program, text ve hesap
tablosu dosyaları normalde düzenli okumaya imkan tanıyan dosyalardır.
Dolayısıyla bu tùr dosyaların parçalanması durumunda, okuma yazma süreleri
oldukça uzayacaktır.
5.5.2.3. Parçalanmış Alt Dizin’ler
Parçalanmış alt
dizin’ler, çoğu zaman performans düşüklüğünün sebebi olarak gerektiği kadar
ciddiye alınmaz. Alt dizin’lerin normal dosyalardan tek farkı, dizin
girişlerinde özelliklerinin “dizin’ olarak geçmesidir.
Aranılan dosya üçüncü seviyedeki bir alt dizin’de, örn.
\MADDE\MOLEKUL\ATOM\KARBON.ATO alt dizininde bulunsun. Bu durumda, DOS önce ana
dizin’de MADDE adlı alt dizin dosyasını bulup okuyacak, sonra orada MOLEKUL
adlı dosyayı arayacak ve bu böyle devam edecek. Dört sektör içeren bir küme, 64
tane dizin girişi saklayabilir. 64 girişten daha fazlasına sahip olan alt
dizin’ler, muhtemelen hemen birincinin ardında yer alacak bir ikinci kümeye
ihtiyaç duyarlar. Eğer alt dizin’ler parçalanmış (dizinin diğer küme’yi başka
bir yerde ise) ve üstelik de PATH komutuna dahil edilmişlerse, bir dosyayı
aramak manyetik kafayı oldukça fazla yoracaktır.
5.5.2.4. Dosya Birleştirme
Bu karışıklığı
önlemenin bir yolu; dosyaları mümkün olduğu kadar az sayıda ve komşu silindirlere yerleştirmek, manyetik kafanın hareketlerini
azaltmaktır. Gerçek optimizasyon ise, erişilemeyecek
bir idealdir. Çünkü o zaman, dosyalan bir silindirden diğerine taşmaya izin
vermeyecek şekilde gruplandırmak gerekir. Dosyaların birleştirilmesi - çiçek
sulamak gibi - günlük hayatın rutinlerinden biridir. Karışıklık, işin bittiği
andan itibaren yaklaşmaya başlar. Çünkü DOS, parçalanmış dosyalara karşı
herhangi bir önlem almaz.
5.5.2.5. Görünmeyen Avantajlar
Birleştirilmiş
dosyalar görünmeyen bazı avantajlar sağlar. Meselâ, dosyalar peşi sıra gelen
sektörlerde bulundukları için, dosya kurtarma programları problemsiz çalışır.
Bu şekilde, toplu silmeler yapılmış olsa dahi, kullanıcının sektörleri tek
tek arayıp bir araya getirmesine gerek kalmadan, otomatik
olarak her şey kurtarılabilir. Diğer bir avantaj ise, dosya birleştirme
sayesinde sabit diskin ömrünün uzamasıdır. Daha az kafa hareketi, sürücünün
eskimesini yavaşlatır. Çoğu durumda, bu belirtilen sebeplerden dolayı bile, bir
dosya birleştirme programı satın almaya değer. Birleştirme. iki farklı şekilde
yapılır. Ya bunun için bir utllity
kullanılmalı, veya bütün sabit diskin backup’ı
alınıp, onu formatlayıp dosyalar tekrar
geriye aktarılmalıdır. İkinci yöntem çok pratik görünmese de, temel bir
mantığın sonucudur.
5.5.2.6. Dosya Birleştirme Aracı Olarak
Backup
Yeni formatlanmış
bir sabit diskte küme’ler dosyalara peşi sıra tahsis edildiğinden, parçalanma
problemi olmaz. Aynı sonuca, tüm sabit diskin backup’ı
alınıp dosyalar tekrar geriye kopyalanarak da ulaşılabilir.
Aynı sebepten
dolayı, bir diskete olan erişim süresi de kısaltılabilir. Bunun için,
dosyaların teker teker COPY A\*.* B: komutuyla başka bir diskete alınması
yeterlidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, DISKCOPY komutunu kullanarak
dosyalan birleştirmenin mümkün olmadığıdır. Çünkü bu komut disketi sektör
sektör kopyalar.
5.5.2.7. Yeniden Formatlama
Burada
formatlamanın gerekliliği konusunda şüpheye düşülebilir. Bu şüphenin ürünü
olarak da tüm içeriğin silinmesi aynı işi görüp görmediği sorusu akıllara
gelebilir. İyi bir backup utility’si
tüm dizin ağaç yapısını alır ve yanlışlıkla formatlanmış bir sabit diske de
tekrar o yapının aynısını, dosyalarla birlikte aktarır. Bir sabit diskin
içindekileri silerken, dizin’den dizine geçip
hepsinin içini teker teker temizlemek gerekir. Ayrıca,
alt dizin’ler de aslında birer dosya olduğu için, onların da birleştirilmesi
gerekir. Bu da, tüm yapıyı yeni baştan oluşturma zorunluluğunu getirir. Şu
gerçektir ki, sabit diski formatlayıp, gerisini backup
utility’sine yaptırmak en kolay yoldur. Burada
bahsedilen formatlama, elbette ki yüksek düzeyde formatlamadır
5.5.2.8. Problemler
Tabi bu teknik,
global backup yapan bir teyp ünitesi kullanılıyorsa
çalışmayacaktır. Bu durumda, dosyaların teker teker
yedeği alınması gerekir. Günümüzde artık global backup’larla
dosyalar arasındaki sınır, teyp backup ünitelerinin
kullanımıyla ortadan kaldırıldı. Hatta bazı üniteler bir global
backup’a bakarak dosya dosya
oluşumlar sağlayabiliyor. Eğer kullanıcı böyle bir üniteye sahipse, bu şekilde
dosya oluşturma pek tavsiye edilmeyen bir durumdur. Çünkü bu çok uzun sürer.
Sorunun esaslı bir şekilde çözülmesi için, önce iki tane global
backup alınmalıdır. Bu gerek şarttır. Sadece “bir”
backup alınırsa, formatlamadan sonra ortada sadece o
backup kalacak. Ve olası bir terslik olduğunda,
backup’ın backup’ı alınmaması
ileride pişmanlık yaratacak durumlar meydana getirebilecektir. Dosya
birleştirme işlemine geçmeden önce mevcut
backup programının çalışma tarzı hakkında yeteri kadar
bilgi edinilmelidir.
5.5.2.9. Birleştirme Programları
Masraf yönünden biraz daha fazla olsa da bir birleştirme programı almanın işi
kolaylaştıracağı düşünülebilir. Bu doğru
bir düşüncedir. Çünkü backup yöntemi dosya
birleştirmek için pek de rahat sayılmaz. Bu doğrultuda birleştirme programlarını
biraz daha yakından tanımak gerekir. Bunlar dosyaların diskteki dağılımlarını
inceleyip, her dosya bir araya gelene kadar kümelerin içeriklerin bir ileriye
bir geriye kopyalarlar. Ne var ki, oluşturdukları büyük geçici dosyalardan
dolayı sabit diskte boş yere ihtiyaçları olur. Bazı programlar diğerlerinden
daha hızlı çalışıyor olmakla birlikte, geçen zaman, daha çok sabit diskin
kapasitesine ve dosyaların parçalanma derecelerine bağlıdır. 20 MB’lık bir
sabit diskte, bu süreç 15 dakika ile 1 saat arasında değişir. Sabit disk
hizmetlerine sahip bazı software paketleri, Meselâ,
Norton Utilities (Advanced Edition) veya
Mace Utilities, bu tip dosya
birleştirme programlan da içerirler. Ancak, böyle paketlere dahil olmayanlar da
vardır. Örneğin SoftLoglc Solutions
firmasının Disk Optimizer adlı programı, bunlardan
biridir.
5.5.2.10. Tehlikeler Bir programın, değerli dosyaları parçalayıp birleştirmesi fikri, kullanıcıyı belki biraz rahatsız edebilir. Kullanıcı bu konuda haklıdır. Çünkü bu programların yaptığı “tedavi”, dosyaların hayatına da mal olabilir. Elektrik kesintisi gibi bir durum için endişelenmeye gerek yoktur. Çünkü bu programların çoğu, çalışacakları sektörü silmeden önce bir kopyasını diske yazar. Yalnız, bir kesinti durumunda kullanıcıya düşen görev; birleştirme programının oluşturduğu geçici dosyaları bulup silmektir.
Öte yandan birleştirme
programları dosyaları karıştırabilecek başka metotlara da sahiptir. Bazıları
daha hızlı çalışabilmek için. DOS’u devreden çıkarıp sabit disk kartıyla şahsen
ilgilenir. Çok riskli olan bu uygulama, özellikle ek olarak hızlandırıcı bir
karta (Accelerator Board) sahip olan
makinalarda çok kötü sonuçlara yol açabilir. Yazılım
şirketleri böyle bir tehlikeye karşı yeteri kadar tedbirli davranmamışlardır.
Birleştirici bir programı “tam güvenli” olarak tanıtan bir şirket bulmak
gerçekten zordur. Çünkü zamanında bunlarda birçok kaza meydana gelmiştir. Bu
yüzden, önce sabit diskin bir backup’ı alınıp birleştirici program işi bitirildikten sonra
da sabit diskte gariplikler olup olmadığı incelenmelidir. Programın sabit
diskte herhangi bir tahribata yol açmadığından tam emin olana kadar da,
backup disketleri olduğu gibi saklanmalıdır.
5.5.2.11. Fonksiyonlar
Günümüzde
birleştirici programlarda çeşitli seçenekler bulmak mümkündür. Bazılarında,
sadece birleştirilmesi kolay görünen kümelerin birleştirilmesi ve böylece
normalden daha hızlı bir birleştirme olanağı sunuluyor. Başka programlar,
dosyaları mümkün olduğu kadar az silindirde yer alacak şekilde yerleştiriyor.
Daha başkaları ise, dosyaların diskteki fiziksel sıralamasını dizin’deki
sıralarına göre değiştirebiliyor. Bir “komut dosyası” aracılığıyla diskin en
dışındaki silindirlere yakın olması istenilen dosyaların adlarının verilmesine
imkan tanıyan programlar da var. Böylece dosyalar FAT sektörüne ve ana dizine
daha yakın olacakları için, erişim süreleri kısalır. Diğer bir seçenek de
birleştirme işlemi esnasında, bilgisayarda acilen yapılması gereken bir iş
çıktığında, işlemi durdurabilmektir. Çoğu birleştirici program, aynı zamanda
bozuk sektörlere de dikkat edip, gerekli düzeltmeyi kendi yapmaktadır.
5.5.2.12. Uygun Birleştirme Zamanı
Parçalanmanın çok
ileri bir safhaya ulaştığının anlaşılabilmesi için DOS’un CHKDSK komutu bu
konuda bir ipucu verebilir. Komutun arkasına bir dosya ismi yazılır (örnek:
CHKDSK \GAZI\BILGISAYAR..TXT). Bunun üzerine verilecek bilgilerin içinde,
dosyanın yer aldığı küme sayısı da bulunur. Ama, bu komutla tüm sabit disk
analiz edildiğinden, çok sayıda dosyayı kontrol etmek çok zaman alır. Çoğu
birleştirme programı, dosyaların parçalanma derecesini tespit etme imkanı da
sağlar. Fakat, özellikle en sık kullanılan dosyalar hakkında ayrıca bilgi alma
olanağı yoktur.
|